Dünya Nüfusunu Beslemek; Sınır Ötesi Tarım ve Yatırımlarının Geleceğine Bakış

Sınır ötesi tarım yatırımı kavramını; başka bir ülkenin sınırları içerisindeki toprağın tarımsal üretim yapmak için kiralanması veya satın alınması olarak tarif etmek mümkündür.

Sınır ötesi tarım yatırımı kavramını; başka bir ülkenin sınırları içerisindeki toprağın tarımsal üretim yapmak için kiralanması veya satın alınması olarak tarif etmek mümkündür.

Nüfus artışı, küresel düzeyde yaşanan iklim değişiklikleri, tarım arazilerinin tarım dışı amaçlar için kullanılması gibi faktörler, kişi başına düşen ekilebilir tarım arazisi miktarının azalmasına yol açmaktadır. Nüfusun beslenme ihtiyacını karşılamak için ülkeler alternatif çözüm arayışı içine girmişlerdir. Tarımsal ürünlere olan talebin karşılanmasında yaşanan zorlukların aşılması, tarımsal ürünlerin girdi olarak kullanıldığı sektörlerdeki fiyat dalgalanmalarından ve gıda krizlerinden kaynaklı olumsuz etkilerin ortadan kaldırılması için sınır ötesi tarım yatırımı kaçınılmaz hale gelmiştir.

Küresel düzeyde yaşanan iklim değişiklikleri, hızlı nüfus artışı, şehirlerin genişlemesi, gelişmiş ülkelerdeki tarıma elverişli arazilerin azalması ve son dönemlerdeki enerji talebindeki hızlı artışın bir sonucu olarak tarım alanlarının tarım dışı amaçlarla kullanılmaya başlanması, tarım sektöründeki etkin aktörleri tedirgin etmeye başlamıştır. Bu kapsamda hem tarıma elverişli geniş arazilerin bulunması hem de ucuz iş gücü olanaklarının yaygın olması nedeniyle başta Afrika kıtasındaki ülkeler olmak üzere birçok ülke sınır ötesi tarım yatırımları için hedef ülke haline gelmeye başlamıştır. Sınır ötesi tarım yatırımlarının hızlı bir şekilde yayılması toprağın değerinin geçmiş yıllarda hiç olmadığı kadar artmasına neden olmuştur.

Sınır ötesi tarım yatırımları hakkında doğru ve kesin bir bilgiye ulaşmak, genellikle bu tür sözleşmelerin yüksek düzeyde gizliliğinden dolayı oldukça güçtür. FAO’nun verilerine göre; dünya yüzeyindeki 2,7 milyar hektar tarım yapılabilir arazinin sadece 1,5 milyar hektarlık alanı tarım için kullanılmaktadır. Bu işlenmeyen 1,2 milyar hektar büyüklüğündeki araziler genellikle Güney yarım kürede (Güney Amerika, Afrika, Avustralya, Güneydoğu Asya) ve yaklaşık yüzde 80’i gelişmekte olan ülkelerde bulunmaktadır.

 Environmental Research Letters dergisinde 2014 yılında yayımlanan rapora göre; günümüzde en az 126 ülkenin küresel tarıma elverişli arazileri satın aldığı/kiraladığı ya da sattığı/kiraya verdiği bilgisi yer almaktadır. En etkin müşteri ve yatırımcıların; ABD, Çin, İngiltere, Almanya, Hindistan ve Hollanda olduğu, yatırımcıların genellikle Güney Amerika, Afrika, Asya, özellikle de Brezilya, Etiyopya, Filipinler, Sudan, Madagaskar, Mozambik ve Tanzanya'da tarım arazisi aramakta olduğu belirtilmektedir.

Sınır ötesi tarım yatırımı yapılan bölgelerin başında Afrika kıtası gelmektedir. Yatırımcıların Afrika kıtasını seçmelerinin üç neden bulunmaktadır;.

  • Ekilmemiş, boş ve nispeten ucuz olan geniş arazilerin varlığı,
  • Kırılgan, zayıf ve şeffaf olmayan yönetim sistemlerinin varlığı,
  • Ucuz iş gücü olanaklarının geniş olmasıdır.

Aşağıda tarımsal arazi ticaret ağı haritası yer almaktadır. İşaretin rengi, bir ülkenin ne ölçüde büyük bir arazi ithalatçısı (gri) veya ne ölçüde büyük bir arazi ihracatçısı (kırmızı) olduğunu, nokta işaretinin büyüklüğü ise ticaret ortaklarının sayısını göstermektedir.

Tarımsal arazi ticaret ağı haritası
Tarımsal arazi ticaret ağı haritası

Çin’li yatırımcıların 33 farklı ülkede, ABD’li yatırımcıların 28 farklı ülkede ve İngiltere’li yatırımcıların 30 farklı ülkede tarıma elverişli arazi satın aldığı, Etiyopya’nın topraklarını 21 farklı ülkeden, Sudan ve Madagaskar’ın ise 18 farklı ülkeden yatırımcılara sattığı görülmektedir.

Topraklarını kiraya veren veya satan ülkeler genellikle ülke yönetiminde şeffaflıktan uzak olan, halkın katılımına kapalı, veri ve kayıt sistemlerinin gelişmemiş olduğu, ağırlıklı olarak sektör tarafından tanınmayan aracılar üzerinden anlaşmaların yapıldığı sahra altı Afrika’da yer alan az gelişmiş ülkelerdir.

Yatırım yapan ve yatırım yapılan ülkeler
Yatırım yapan ve yatırım yapılan ülkeler

Dünya Bankasının 2014 yılı verilerine göre; Çin, dünya nüfusunun yüzde 19’una sahip iken, dünyadaki tarım arazilerinin yalnızca yüzde 10,5’ine sahiptir. Çin, nüfusunu besleyebilmesi için yabancı ülkelerde tarım yatırımı yapmak zorundadır. Bu nedenle Çin, son yıllarda başta Afrika kıtasındaki ülkeler olmak üzere bir çok ülkede tarım yatırımı yapmaya başlamıştır. Büyük ölçekli arazi edinimleri yerel halklar için faydadan çok zarar getirebilmektedir. Yerel çiftçilerin haklarının açıkça tanımlanmadığı ve şeffaf yönetimlerin olmadığı ülkelerde büyük ölçekli arazi yatırımları yerel topluluklar için büyük riskleri beraberinde getirmektedir.

İklim değişikliği, nüfus artışı ve insanların tüketim alışkanlıklarının değişmesi gibi birçok nedenden dolayı son yıllarda arazi talebinde büyük artışlar yaşanmaya başlamıştır. Bu talep artışı doğal olarak, tarım yapmaya elverişli arazilerin fiyatlarının da yükselmesine yol açmıştır. Örneğin; Romanya’da son on yıllık süreçte arazi fiyatları her yıl yüzde 40, başka bir deyişle bu on yıllık süreçte toplamda yüzde 1.817 oranında artış göstermiştir. Sınır ötesi tarım yatırımları, Doğu Avrupa, Güney Amerika, Güney ve Güneydoğu Asya bölgesinde de yaygın olarak yapılmaktadır.

Dış ülkelerdeki tarım arazilerinin kiralanması veya satın alınması süreci toprağın büyük güçler tarafından bir sömürü aracı haline gelmesine de yol açmaktadır. Yabancı bir ülkede tarım yapmak için toprak kiralamak veya satın almak yerel halk için toprak gaspına da dönüşebilmektedir. Özellikle Afrika kıtasında yer alan az gelişmiş ülkelerin topraklarının kiralanması veya satın alınmasında toprak gaspına daha sık rastlamak mümkündür. Afrika kıtasının diğer ülkeler tarafından sömürülmesinin hikâyesi eskilere dayanmaktadır. 1876’da Avrupalı ülkeler, önce Afrika’nın Akdeniz’e komşu kuzey bölgelerinde, daha sonra Güney Afrika olmak üzere Afrika’nın yaklaşık %10’u üzerinde egemenlik kurmuşlardır.

Sınır ötesi tarım yatırımı yapılmasını gerektiren başlıca faktörler;

  • Tarım yapılan arazilerin her geçen gün daralması, kişi başına düşen ekilebilir arazilerin azalması,
  • Su kaynaklarının yetersizliği, toprak kalitesinin düşmesi,
  • İklim değişikliği gibi nedenlerdir.

Gelişmiş ülkelerdeki tarım arazilerinin verimliliğinin azalması veya tarım dışı amaçlarla kullanılması, tarım ürünleri için ekilebilir arazilerin daralmasına neden olmuştur. Kiralanan veya satın alınan arazilerin bulunduğu ülkeler genelde az gelişmiş ülkeler grubundaki ülkelerdir. Kiralayan veya satın alan ülkeler ise genellikle gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerdir. Dünya toprak alanının yaklaşık yüzde 12'si (1,5 milyar hektar) tarım ürünleri üretmek için kullanılmaktadır. Dünya tarım üretimi, son 50 yılda her yıl ortalama yüzde 2 ila yüzde 4 arasında büyürken, ekili alan (daimi ekim alanı ve ekilebilir arazi) yılda sadece yüzde 1 oranında büyümüştür. Ülkelerin sınır ötesi tarım yatırımı ihtiyacını ölçmek amacıyla, Dünya Bankası’nın 2013 yılı verileri esas alınarak ekonomik gelişmişlik açısından en büyük 20 ülke için tarım arazisi ihtiyacı/fazlası endeksi oluşturulmuştur.

En büyük 20 ülkenin ekilebilir tarım arazisi ihtiyacı tablosu
En büyük 20 ülkenin ekilebilir tarım arazisi ihtiyacı tablosu

Bu endeks ; dünyadaki ekilebilir tarım arazilerinin toplamı dünya nüfusuna bölündüğünde kişi başına düşen ortalama ekilebilir arazi miktarı 0,20 hektar (yaklaşık 2 dönüm= 2000 m2) ekilebilir arazi miktarının ideal büyüklük olduğu varsayımıyla; dünyadaki ekonomi büyüklüğü açısından en büyük 20 ülkenin ekilebilir arazi büyüklükleri ve nüfusu dikkate alınarak hazırlanmıştır. Ülkelerin nüfusları 0,20 ile çarpılarak ülke için zorunlu olan ekilebilir arazi büyüklükleri bulunmuştur. Ülkenin mevcut ekilebilir tarım arazisinin büyüklüğü ile bulunan bu değer mukayese edilmiştir.

“Ekilebilir Arazi İhtiyacı Nüfus Oranı” sütunundaki değer negatif olan (kırmızı renkli) ülkeler, ekilebilir tarım arazisinin ülke nüfusunu beslemeye yetmeyen ülkeleri göstermektedir. Örneğin; Almanya’da kişi başına ekilebilir arazi miktarı dünya ortalamasının altında ve 0,14 olarak gerçekleşmiştir. Almanya’nın mevcut nüfusunun ihtiyacını karşılayabilmesi için 42.588 km2 ekilebilir tarım arazisine ihtiyacı bulunmaktadır. Bu da şu demektir; Almanya yalnızca mevcut ekilebilir arazilerinde tarım ürünü üretirse nüfusunun 21 milyonluk kısmının ihtiyacını karşılayamamaktadır. Bu rakam mevcut nüfusun yüzde 26’sına denk gelmektedir. Almanya ilave tarım arazisi satın alarak veya kiralayarak bu ihtiyacını karşılayabilecektir. Türkiye’nin ekilebilir arazisinin büyüklüğü, toplam nüfusundan yüzde 37 daha fazla nüfusun ihtiyacını karşılayabilecek seviyededir. Yani ilave tarım arazisi ihtiyacı bulunmamaktadır.

Kişi başına ekilebilir tarım arazisi en fazla olan ilk 20 ülke
Kişi başına ekilebilir tarım arazisi en fazla olan ilk 20 ülke.

Sol yandaki tabloda kişi başına ekilebilir tarım arazisi en fazla olan ilk 20 ülke yer almaktadır. Tabloda, nüfusu kalabalı olduğu halde Brezilya, Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere, Hindistan ve Çin gibi ülkeler ilk 20 dışında kalmıştır. Bu ülkelerde kişi başına düşen ekilebilir arazisi miktarı Almanya’da 0,14 hektar, Hindistan’da 0,12 hektar,İtalya’da 0,11 hektar, İngiltere’de 0,10 hektar ve Çin’de 0,08 hektardır. Bu ülkeler, vatandaşının gıda talebini karşılayabilmek için yabancı ülkelerde tarım arazisi satın alacak veya kiralayacaktır.

En çok sınır ötesi tarım yatırımı çeken sahra altı Afrika bölgesinde kişi başına düşen ortalama ekilebilir tarım arazisi miktarı 0,22 hektardır. Tarım arazilerinin işlenmesinde modern üretim yöntemlerinin kullanılmaması, toprak verimliliğinin yüksek olması, küçük çiftlikler halinde işletmecilik yapılması ve belki de en önemli unsurların başında gelen ucuz iş gücü ve ürün dağıtım alanına yakınlık gibi sebepler sınır ötesi tarım yatırımcılarının ilgilisinin bu bölgelere doğru kaymasına neden olmuştur.

Kişi Başına Düşen Ortalama Ekilebilir Tarım Arazisi Miktarı (Hektar)
Kişi Başına Düşen Ortalama Ekilebilir Tarım Arazisi Miktarı (Hektar)

Sağ yandaki grafiğe göre; gelişmekte olan ülkeler,gelişmiş ülkeler ve dünya geneli için kişi başına düşen (kullanımda olan) ortalamaekilebilir arazi miktarlarının her geçen yıl düştüğü görülmektedir.Dünya nüfusu ve gıdaya olan talep sürekli artarken kişi başına düşen ortalamaekilebilir tarım arazilerinin her yıl azalması gelecek yıllarda ülkelerinkarşılaşacağı önemli gıda sorunlarının bir işareti olarak görülmektedir.

Tarım Makinaları Birliği 2017 yılı Raporuna göre; dünyada kişi başına düşen (işlenebilir) tarım arazisi alanı, 1961 yılından 2011 yılına kadar geçen 40 yıllık sürede yarı yarıya azalmıştır. Aynı dönemde ekilebilir alanların kapladığı alan ise yüzde 11 oranında (150 milyon hektar) artmıştır.

Eğer tarım ürünlerine olan talep günümüzdeki gibi artmaya devam ederse 2050 yılında 320 - 850 milyon hektar ilave ekilebilir tarım arazisine ihtiyaç duyulacaktır. 320 milyon hektar Hindistan’ın yüz ölçümüne, 850 milyon hektar ise Brezilya’nın yüz ölçümüne karşılık gelmektedir.

Ülkelerin kullanımdaki ekilebilir arazileri ve yıllık büyüme oranları
Ülkelerin kullanımdaki ekilebilir arazileri ve yıllık büyüme oranları

Yukarıda yer alan tablodaki verilere göre, sahra altı Afrika bölgesi, Latin Amerika ve Doğu Asya bölgesinde önemli bir tarımsal büyüme potansiyeli olduğunu göstermektedir. Diğer önemli bir husus da, dünyada ekilebilir tarım arazilerinde 1961-1963 ve 2005-2007 tarihleri arasında gelişmekte olan ülkelerde 275 milyon hektarlık bir artış meydana gelirken gelişmiş ülkelerde 54 milyon hektarlık bir düşüş yaşanmış olmasıdır. Her iki veri birlikte değerlendirildiğinde dünya genelinde toplamda 220 milyon hektarlık bir genişleme olduğu görülmektedir.

Su kaynaklarının yetersizliği açısından bakıldığında, dünya yüzeyinin dörtte üçü suyla kaplıdır. Tuzlu deniz suyu, toplam suyun yüzde 97’sini oluşturmaktadır. Buz halindeki tatlı su yüzde 2, kullanılabilir tatlı su miktarı ise yüzde 1 civarındadır. Tatlı su miktarının yüzde 1’inden azı akarsulardan oluşmaktadır. Endüstriyel tarımın yaygınlaşmasıyla tarımsal üretimde su kullanımı oldukça artmıştır. 1940’larda dünyadaki su tüketimi yaklaşık 1.000 km3/yıl iken bu rakam 1960’larda iki katına çıkmıştır. 1990’larda ise endüstriyel ürün üretimiyle suyun kullanımı 4.130 km3/yıla ulaşmıştır. Suyun bu kadar yoğun olarak kullanımı çok yakın bir gelecekte su kaynaklarının yetersiz kalmasına ve dünya su savaşlarının çıkmasına neden olacaktır. Su kaynakları, yanlış tarımsal üretim teknikleri, usulüne uygun olmayan ilaç ve gübrelemeler, sanayi atıkları, evsel atıklar, zehirli ve tıbbi atıklar yoluyla kirlenmektedir. Toprağın kirlenmesiyle tarımsal faaliyetler için gerekli olan alanlar azalmaktadır. Su kirliliği üretilen tarım ürünlerinin niteliğini ve kalitesini olumsuz yönde değiştirdiği için insanlarda sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

Sera etkisi
Sera etkisi

İklim açısından ise, dünyanın bugüne kadar karşılaştığı en ciddi tehlikelerin başında küresel düzeyde yaşanan iklim değişikliği gelmektedir. Yeryüzündeki hayatın kaynağı olan güneş ışınlarının bir kısmı atmosferden, bir kısmı da yeryüzünden geri yansımaktadır. İnsanların faaliyetleri nedeniyle atmosferde biriken sera gazları bu işleyişi bozacak bir etki oluşturmaktadır. Normal atmosfer koşullarında geri yansıyan bu ışınların, atmosferden geçerken biriken sera gazları tarafından emilerek dünyamızın fazladan ısınmasına sebep olmasına sera etkisi denilmektedir. Işınların atmosferden geçerek yeryüzüne ulaşması veya yeryüzünden yansıdıktan sonra sera gazları tarafından emilimi mümkündür. Bu nedenle atmosferdeki sera gazı miktarındaki bir birimlik artış, sera etkisine yol açan bu ışınların emilerek atmosfer içinde tutulması olasılığında iki birimlik artışa neden olmaktadır.

Mevsimlere göre ortalama sıcaklık her geçen yıl artmaktadır. Küresel düzeyde yaşanmakta olan iklim değişikliğinin birçok nedeni vardır. Bilim insanları iklim değişikliğini çoğunlukla atmosferde biriken sera gazı miktarının artışına bağlamaktadırlar. Fosil yakıtlar (kömür, petrol, gaz) kullanan fabrikalar ile endüstriyel tarım yapan çiftçiler havaya karbondioksit salmakta, tarımsal üretimde kullanılan kimyasal gübreler havaya diazot monoksit gazı yaymakta, fabrikasyon yöntemiyle üretilen hayvanlar, havaya metan gazı salmaktadır. Böylece ısı miktarının artması daha fazla suyun buharlaşmasına neden olmaktadır. Bu yeni ekosistem, tropikal bölgelerde yağış miktarını artırırken, az yağış alan bölgelerde yağış miktarının daha da azalmasına ve dolayısıyla bu bölgelerde yaşayan canlıların göç etmek zorunda kalmasına neden olmaktadır. Tüm bunların en önemli sonucu ise gezegenimizdeki iklim istikrarsızlaşmaktadır. Yoğun tarım uygulamaları ve üretim artışıyla birlikte çevreye salınan pestisit ve diğer zararlı kimyasallar çevre kirliliğine yol açmaktadır. Ticari değeri fazla olan tarımsal ürünlerin yoğun bir şekilde ekilmesi ormanların kesilmesini kaçınılmaz hale getirmekte, bunun bir sonucu olarak biyo çeşitlilik bozulmakta, ortaya çıkan sera gazı salınımları iklim kaynaklı değişiklikleri tetiklemektedir. İklim değişikliğinin en önemli sonuçlarının başında dünyadaki ortalama sıcaklık düzeyinin artması gelmektedir. Buna bağlı olarak buharlaşma artmakta, buharlaşan su daha fazla yağmura, sele ve toprak kayması gibi doğal afetlere yol açmaktadır. Buharlaşma, kutuplardaki buzulların erimesini de hızlandırmaktadır. Bütün bunların sonucu olarak tarımsal üretim yapılan alanlar azalmakta ve en önemlisi tarımsal üretim önceki yıllarla mukayese edilemeyecek kadar zorlaşmaktadır.

Büyük ölçekli sınır ötesi tarım yatırımlarının yoğun olarak yaşandığı bölgelerin başında gelen Afrika kıtasındaki ülkeler, bu yatırımlar sayesinde dünyanın diğer bölgelerindeki ülkeler ile ekonomik ilişkiye ve işbirliğine girmektedirler. Son 10 yılda, ekonomik liberalizasyon, ulaştırma, iletişimin küreselleşmesi, gıda, enerji ve emtia için küresel talepler, Afrika'nın birçok ülkesinde maden, gıda ve yakıt endüstrisinde yabancı yatırımcılara cazip fırsatlar sunmuştur. Sınır ötesi tarım yatırımları sayesinde az gelişmiş ülkeler ile gelişmiş ülkeler arasındaki ticaret artmakta, bu şekilde kurulan ticari ilişkiler ekonomik gelişmişlik seviyesi düşük olan ülkelerin kalkınmasına dolaylı yoldan katkı sağlanmaktadır. Sınır ötesi tarım yatırımlarının etkilerini daha net ve açık bir şekilde analiz edebilmek için, hem tarım arazisini kiralayan ülkeler açısından hem de tarım arazisini kiraya veren ülkeler açısından olaya bakmak gerekmektedir.

Tarım ürünlerine olan iç talebin karşılanabilmesi için yabancı ülkelerin topraklarında büyük ölçekli tarım arazisi kiralamak veya satın almak birçok ülke için zorunlu hale gelmiştir. Özellikle son yıllarda yaygınlaşmaya başlayan tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarla kullanılmaya başlanması ülkelerin artan gıda talebinin karşılanmasını her geçen gün daha da güçleştirmektedir. Son yıllarda hem özel sektörün hem de kamu sektörünün tarım arazilerine olan ilgisi artmaya başlamıştır. Tarla tarımına yönelik büyük ölçekli tarım arazisi satın alma dalgası Afrika, Asya ve Latin Amerika’da yoğun olarak görülmektedir. Uzun vadede gıda ve enerji güvenliğini temin etmek için tarımsal emtia fiyatlarında yaşanan değişimler ve arazi fiyatlarındaki yükselmeler her geçen gün etkisini daha fazla hissettirmektedir. Uzmanların bir kısmı, sınır ötesi tarım yatırımlarının tarımda verimliliği ve modernizasyonu artırdığını savunurken diğer bir kısmı da bu yatırımların yerel halkın geçim kaynaklarını tehdit ettiğini ve yatırım yapılan ülke ekonomisine pek katkısının olmadığını ileri sürmektedir. Bazı bilim insanları daha ileri giderek, gıdaya, konuta ve mülkiyete yönelik haklar açısından değerlendirme yapıldığında temel insan haklarının tehlikeye atıldığını savunmaktadır.

Günümüzde sınır ötesi tarım yatırımlarına en çok önem veren ülkeler ABD, Malezya, Singapur, Birleşik Krallık, Birleşik Arap Emirlikleri, Çin, Hindistan, Brezilya, Kanada ve Hollanda’dır. Bu ülkelerin yatırım yaptığı hedef ülkeler ise Brezilya, Sudan, Mozambik, Ukrayna, Kongo, Papua Yeni Gine, Rusya Federasyonu, Endonezya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Guyana’dır.

Arazilerini yabancı yatırımcılara açan ülkeler arasında en dikkat çekici olanların başında Sudan gelmektedir. Sudan'ın Türkiye dışında tarım arazilerini kiraladığı ülkeler arasında Güney Kore, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan ve ABD bulunmaktadır.

Ülkelerin yaptığı sözleşme sayısı ve alan miktarı
Ülkelerin yaptığı sözleşme sayısı ve alan miktarı

Malezyalı şirketler Asya’daki yatırımcılar arasında 3,7 milyon hektardan fazla sözleşme yaparak ilk sırada yer almaktadır. Malezya’yı sırasıyla ABD, İngiltere, Singapur ve Suudi Arabistan menşeli yatırımcılar takip etmektedir. Sözleşme sayısı açısından değerlendirme yapıldığında en fazla sözleşme yapan ülkelerin başında İngiltere gelmektedir. İngiltere’yi sırasıyla Malezya, Çin, ABD ve Singapur takip etmektedir.

2000-2011 ve 2012-2016 Döneminde Sözleşme Yapan İlk 10 Ülke
2000-2011 ve 2012-2016 Döneminde Sözleşme Yapan İlk 10 Ülke

2000-2011 döneminde ilk 10 ülke arasında yer alan Suudi Arabistan, Hindistan, Hong Kong ve Arjantin 2012-2016 döneminde ilk 10 yatırımcı ülke arasına girememiştir. Bu dört ülkenin yerine Kıbrıs, Virgin Adaları, Fransa ve Güney Afrika ilk 10 ülke arasında girmiştir. Her iki dönemde de ilk 10 içinde yer alan ortak ülkeler ise ABD, Malezya, İngiltere, Hollanda, Singapur ve Çin’dir.

En çok yatırım yapılan ürünler gıda ürünleridir. Özellikle Suudi Arabistan ve Arjantinli yatırımcılar, yatırımlarının büyük kısmını gıda ürünlerine yapmıştır. İngiltere ve Hollanda menşeli yatırımcılar daha çok biyoyakıt üretimi için yatırım yapmışlardır.

En Çok Yatırım Yapan İlk 10 Ülkenin Yatırım Yaptığı Sektörler (2016)
En Çok Yatırım Yapan İlk 10 Ülkenin Yatırım Yaptığı Sektörler (2016)

Kıtalara Göre Yerli Firmalarla İşbirliği İçinde Yatırım Yapma (2016)
Kıtalara Göre Yerli Firmalarla İşbirliği İçinde Yatırım Yapma (2016)

Afrika ve Amerika kıtasında yerli firmalarla işbirliği yaparak tarım yatırımı yapma oranı %20’ler civarındadır. Diğer kıtalarda ise bu oran daha düşüktür. Toplam 1.004 sözleşmenin yalnızca 155 tanesinde (%15) yerli firmalarla işbirliği yapılmıştır. Başka bir ifade ile, sınır ötesi tarım amacıyla başka bir ülkede yatırım yapan firmaların %85’i yerli bir şirketle ortaklık yapmadan tek başına yatırım yapmıştır.

Yatırımcı Türüne Göre Yerli Ortaklar (2016)
Yatırımcı ürüne Göre Yerli Ortaklar (2016)

Sınır ötesi tarım yatırımlarında işbirliği yapan yerli ortakların en büyük grubunu toplam arazi büyüklüğüne göre %30 ile borsaya açık şirketler ilk sırada, %19 ile kamu şirketleri ikinci sırada gelmektedir. Sözleşme sayısına göre değerlendirildiğinde ise %28 ile özel şirketler ilk sırada, %23 ile kamu şirketleri ikinci sırada gelmektedir. Sınır ötesi tarım yatırımı yapan aktörler hedef ülkelerdeki kamu şirketleriyle işbirliği yaparak sonuç almayı tercih etmektedirler. Tarım sektöründe sınır ötesi tarım arazisi satın alan veya kiralayan ülkelere bakıldığında, gelişmekte olan veya gelişmiş ülkelerin ön planda olması, nüfuslarının kalabalık veya nüfus artış hızının nispeten yüksek olması, ekilebilir tarım arazilerinin oldukça kıt olması gibi ortak özelliklere sahip ülkeler oldukları görülmektedir. Gelişmiş ülkelerin daha ziyade biyoyakıt için tarım arazisi kiraladıkları, gelişmekte olan ülkelerin ise temel gıda maddelerini temin etmek amacıyla sınırları dışında tarım arazisi kiraladıkları görülmektedir.

Dünya genelinde satın alma veya uzun vadeli kiralama yoluyla tarım arazilerine yapılan yatırımın en yoğun olduğu bölge Afrika kıtasıdır. Bu kıtadaki geniş ve tarıma elverişli araziler, modern tarım teknolojilerinin girmediği geniş alanlar, su kaynaklarının tarım için elverişli olması, ucuz işgücü gibi birçok nedenin birarada bulunması dünyanın diğer bölgeleriyle mukayese edildiğinde bu bölgenin rekabet gücünü artırmaktadır. Büyük ölçekli arazi edinimlerinin hedef bölgelerde yaşayan insanların geçim kaynakları üzerindeki etkileri ülkeden ülkeye ve bölgeden bölgeye büyük farklılıklar göstermektedir. Bununla birlikte, Afrika, Asya, Doğu Avrupa, Orta ve Güney Amerika’da 21 ülkede 66 vakayı kapsayan 44 bilimsel araştırmanın meta-analizi, yapılmıştır. Analiz sonucunda elde edilen bulgulara göre; geçim sıkıntısına en çok olumsuz etkisi olduğu tespit edilen konuların başında araziye ve doğal kaynaklara erişimin zorlaşması (%24), ikinci sırada geçim kaynakları üzerinde artan çatışmalar (%18), üçüncü olarak yerel topluluklarda daha fazla eşitsizliğin (%9) ortaya çıkması gelmektedir.

Yatırım Yapılan Tarım Arazilerinin Kullanım Alanları (2016)
Yatırım Yapılan Tarım Arazilerinin Kullanım Alanları (2016)

Yatırımcılar tarafından kiralanan veya satın alınan arazilerde gıda ürünleri üretimi %28 ile ilk sırada, biyoyakıt amacıyla yapılan üretim %19 ile ikinci sırada, ağaç ve lif elde etmek için yapılan üretim %11 ile üçüncü sırada gelmektedir. Aşağıda yer alan görselde tarım ürünleri yetiştirmek amacıyla yatırımcılar tarafından kiralanan veya satın alınan toprakların ait olduğu ülkeler yer almaktadır. Şekilde de görüleceği üzere ağırlıklı güneydeki ülkelerin arazileri tarımsal üretim amacıyla kiralanmakta veya satın alınmaktadır. Afrika kıtasındaki ülkeler, sınır ötesi tarım yatırımları için en cazip bölge olmasına rağmen Güney Amerika ve Güney Asya bölgesindeki ülkelerde de kayda değer yatırımların olduğu görülmektedir.

Arazisine Yatırım Yapılan Hedef Ülkeler Haritası (2016)
Arazisine Yatırım Yapılan Hedef Ülkeler Haritası (2016)

Ev sahibi ülkeler açısından genel bir değerlendirme yapıldığında, tarım arazilerine yabancı yatırımcıların ilgisinin artması hem fırsatları hem de riskleri beraberinde getirmektedir. Fırsatlara bakıldığında ülkeye döviz girişi sağlanmakta ve bu döviz girişi dolaylı olarak halkın gelir seviyesine olumlu katkı yapmaktadır. Ayrıca altyapı yatırımları artmakta, teknoloji transferi gerçekleşmekte, bilgi ve tecrübe paylaşımıyla birlikte istihdam imkânları da genişlemektedir. Riskler ise, yerli halkın üretim yaptığı toprak elinden alınmakta, istihdam ve gıda güvencesi tehlikeye girmekte, insanlar uzun yıllardan beri yaşadığı topraklardan göç etmek durumunda kalmaktadırlar.

Sınır ötesi tarım yatırımlarının, yatırımı yapan taraf ve yatırım yapılan ülke açısından birçok olumlu ve olumsuz etkisi bulunmaktadır. Ancak tarım yatırımı yapılan ülke açısından uzun vadede olumsuz etkilerinin daha fazla olduğunu söylemek mümkündür.

Sınır ötesi tarım yatırımlarının en önemli sonuçlarından birisi yatırım yapılan arazilerin bulunduğu kırsal bölgelerdeki çiftçilerin ekonomik refah seviyesinin yükselmesidir. Bu kapsamda yapılan yatırımlar genellikle büyük tarım çiftliklerinin bulunmadığı, modern tarım tekniklerinin uygulanmadığı, geleneksel tarım yöntemlerinin yaygın olduğu az gelişmiş ülkelerdeki kırsal tarım arazileridir. Sınır ötesi tarım yatırımlarının kırsal bölgelerde meydana getirdiği en önemli değişim, yeni istihdam imkânları oluşturarak kırsal bölgelerden şehirlere göçü azaltmak olmuştur. Sınır ötesi tarım yatırımlarının en önemli sonuçlarından birisi yatırımı yapan ülke veya şirket tarafından kullanılan tarım tekniklerinin yatırım yapılan ülke için bir teknoloji transferine imkân sağlamasıdır. Geniş tarım arazilerine sahip az gelişmiş ülkelerde geleneksel tarım teknikleri ve araçları kullanılmaktadır. Zaten büyük çaplı tarım yapılmadığı için modern tarım aletlerine ihtiyaç bile duyulmamaktadır. Ancak az gelişmiş ülkelerde büyük tarım çiftliklerinin kurulmaya başlanması, modern tarım aletlerinin ve imkânlarının kullanılmasını zorunlu hale getirmiştir. Son dönemlerde, sıcaklık, nem, yağış gibi iklimin etkisini kontrol altına almak amacıyla, tarım tekniklerini içeren yeni teknolojiler büyük çaplı üretim yapılan tarımsal çiftliklerde kullanılmaya başlanmıştır.

Sınır ötesi tarım yatırımlarının, yatırım yapılan ülke açısından olumsuz etkilerinin başında; toprak gaspı, mülkiyet sorunları, zorunlu nüfus göçleri ve sosyo-ekonomik etkiler gelmektedir.

Toprak gaspı terimi; arazi çevirme, arazi kapatma, arazi zaptı, arazi avcılığı ve toprağa el koyma gibi farklı şekillerde kullanılmaktadır. Özellikle 2008 gıda krizinden sonra yaygınlaşmaya başlayan bu faaliyet için, faaliyetin sonuçlarından hareketle toprak gaspı teriminin kullanılması tercih edilmiştir. Toprak gaspı terimi, Merriam-Webster sözlüğünde; “Genellikle bir mülkün (bir arazinin veya patent haklarının) hile veya güç kullanılarak hızlı bir şekilde elde edilmesi” olarak tanımlanmaktadır. Başka bir tanıma göre, toprak gaspı terimi; ekonomik olarak varlıklı ancak gıda güvenliği olmayan ülkeler ile özel yatırımcılar tarafından, ihracata yönelik tarımsal ürünler üretmek amacıyla çoğunlukla az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde geniş arazilerin kiralanması veya satın alınması olarak tanımlanmaktadır.Toprak gaspı terimi, daha önce BM Gıdaya Erişim Hakkı Özel Raportörü olarak görev yapmış olan Olivier De Schutter tarafından şöyle tanımlanmaktadır: “Ekilebilir büyük arazilerin ev sahibi hükümetler ile yabancı yatırımcılar arasında gerçekleşen, geçinebilmek için buraları kullanmaya mecbur mahalli nüfusun pek az dahil olduğu ya da hiç dahil olmadığı müzakereler neticesinde el değiştirdiği küresel muhasara hareketidir.”

Sınır ötesi tarım yatırımları belli amaçlar için yapılmaktadır. İlk sırada, gelecek dönemlerde gıda fiyatlarındaki oynaklığa karşı bir korunma arayışında olan ve artan nüfusları için gıda ithal eden ülkelerin arazi talebi gelmektedir. İkinci sırada, küresel düzeyde tarım ürünleri ticareti yapan tüccarların, daha düşük üretim maliyetleri ve daha yüksek kar marjıyla daha fazla ülkede faaliyetlerini sürdürmek istemeleri gelmektedir. Üçüncü sırada, arazi fiyatlarının yükselmesinden dolayı kazanç elde etmek isteyen finansal kuruluşların, enflasyon riskine karşı korunma ve uzun vadede tarımsal yatırımlardan kâr elde etme potansiyeli nedeniyle araziye yatırım yapmaları gelmektedir.

Toprak gaspına yol açan üç ana eğilim vardır:

  • Gıda arzını güvenceye almak için giderek daha fazla gıda güvensizliği yaşayan ülkelerin gıdaya olan hücumu,
  • Biyoyakıt ile diğer enerji ve üretim taleplerinde yaşanan hızlı artışlar,
  • Hem arazi piyasasında hem de soft emtia (kahve, kakao, şeker, mısır, soya fasulyesi, buğday ve meyveler)piyasasındaki yatırımlarda meydana gelen keskin artışlardır.

Nüfus artışı ve beslenme düzenindeki değişikliklerin etkisiyle küresel gıda talebindeki artış, tarım arazilerinde ve tatlı su kaynakları üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Petrol fiyatlarındaki artış, ABD’nin biyoetanol kullanımı politikasındaki değişiklikler ve AB tarafından kabul edilen 2009 Yenilenebilir Enerji Yönergesi, biyolojik yakıt üretimine olan küresel talebi artırdığı için toprağa ve suya olan ihtiyacı da artmıştır. Bütün bu gelişmelerin etkisiyle, bazı şirketler ve hükümetler gıda ve enerji güvenliği için uzun vadeli stratejik planlar yapmaya başlamışlardır. Günümüzde, Antarktika haricindeki bölgelerde arazi ve su kaynaklarının yabancı ülkeler ve şirketler tarafından gasp edilmesiyle ilgili rekabet endişe verici düzeylere ulaşmıştır.

Büyük ölçekli arazi edinimi veya imtiyazları, aşağıdaki beş durumdan biri veya daha fazlasıyla karakterize ediliyorsa, toprak gaspından söz etmek mümkündür.

  • İnsan hakları ihlali, özellikle de kadın hakları ihlali,
  • Etkilenen arazi kullanıcılarının, önceden bilgilendirilmemiş veya rızasının alınmamış olması,
  • Toplumsal, ekonomik ve çevresel etkilerin göz ardı ediliyor olması,
  • Net ve bağlayıcı taahhütleri belirleyen şeffaf sözleşmelerin olmaması,
  • Etkin bir demokratik planlama, şeffaf bir yönetim anlayışı, bağımsız gözetim ya da anlamlı bir katılım temelinin olmaması.

Gıda için genellikle az gelişmiş ülkelerin toprakları gasp edilmektedir. Gasp edilen topraklar yatırım yapılan ülkedeki küçük çiftçilerin toprakları veya devlete ait topraklardan oluşmaktadır. Gasp edilen bu topraklar, genellikle hayvanlar için otlak olarak kullanılan ya da köylülerin başka amaçlarla ortaklaşa kullandıkları alanlardır. Toprakların gasp edildiği bölgelerdeki insanların üretim ve yaşam kültürleri de bu durumdan olumsuz etkilenmektedir. Çin gibi nüfusu kalabalık olan ülkeler ile tarıma elverişli toprağı az olan körfez ülkeleri, vatandaşlarının gıda ihtiyacını karşılamak için özellikle Afrika kıtasındaki az gelişmiş ülkelerden toprak satın almakta veya uzun süreli kiralama yoluna gitmektedirler. Dünya Bankası ekonomistlerinden Klaus Deininger; toprak gaspının dünya çapında ekilebilir tarım arazilerinin yüzde 10 ila yüzde 30’unu etkilediğini belirtmektedir.

Sadece ülkeler değil, uluslararası yatırımcılar ve spekülatörler de sınır ötesi tarım yatırımı işine girmeye başlamıştır. Toprak gaspına dönüşen bu yatırım modeli, dünya çapında yoksul çiftçilerin topraklarından atılmaları sonucunu doğurmuştur. Bu şekilde kiralanan veya satın alınan arazilerin, yoksul insanların yaşamlarında iklim değişikliğinden daha fazla olumsuz etkileri olmuştur.

Toprak Gaspına Maruz Kalan Ülkeler için Özet Bulgular (2000-2014)
Toprak Gaspına Maruz Kalan Ülkeler için Özet Bulgular (2000-2014)

Toprak gaspına maruz kalan ülkelerde bu durumdan etkilenen nüfus ve yaşanan gelir kaybına ilişkin veriler sol yan tarafta bulunan tabloda yer almaktadır. 2000-2014 arasında yapılan arazi anlaşmalarının ekonomik sonuçlarından 28 ülkede 12 milyondan fazla insanın doğrudan etkilendiği görülmektedir. Arazi gaspı nedeniyle en çok kayıp yaşayan ülkelerin başında Gabon, Endonezya, Malezya, Mozambik, Papua Yeni Gine ve Sudan gelmektedir. Nüfusun yüzdesi olarak incelendiğinde bu durumdan etkilenen ülkelerin başında %22,8 ile Papua Yeni Gine ilk sırada, %11,9 ile Liberya ikinci sırada, %11,6 ile Mozambik üçüncü sırada gelmektedir. Etkilenen nüfus olarak bakıldığında Endonezya 1,8 milyon ile ilk sırada, Sudan 1,7 milyon ile ikinci sırada, Papua Yeni Gine ise 1,5 milyon ile üçüncü sırada yer almaktadır.

Dünya genelinde toprak gaspının yaşandığı bölgeler incelendiğinde, Afrika kıtasındaki az gelişmiş ülkelerinin bulunduğu bölgeler, özellikle sahra altı Afrika bölgesinde ülkeler bu durumdan çok etkilenmektedir. Amerika kıtasında güney Amerika bölgesi, Avrupa kıtasında Tuna ovasının etkisiyle Macaristan ve Romanya’nın da bulunduğu Orta ve Doğu Avrupa bölgesi, Asya kıtasında ise kuzey bölgeler ve Uzak Doğu Asya bölgesi toprak gaspının yaşandığı bölgeler olarak ön plana çıkmaktadır. Toprak gaspı, yerel kültür üzerinde yıkıcı etkiler yaratmakta, toplumun demografik yapısının değişmesine, yerel üreticilerin yurtlarından çıkarılmasına, sosyolojik, hukuki ve ahlaki birçok sorunun ortaya çıkmasına, çevrenin tahrip edilerek ekosistem ve biyoçeşitliliğin yok olmasına yol açmaktadır. Toprak gaspı, yalnızca ekilebilir arazilerin olduğu bölgelerde değil, ormanlar, balıkçılık yapılacak bölgeler, su kaynaklarının bol olduğu bölgeler ile yenilenebilir enerji kaynakları açısından zengin olan yerlerde de yaşanmaktadır. Toprak gaspı sadece gelişmekte olan ülkelerde veya güneydeki ülkelerde gerçekleşmemekte, ülkenin zenginliği veya insan haklarına verdiği değerden bağımsız olarak her ülkede yaşanabilmektedir. Avrupa Parlamentosu için yapılan bir çalışmada, Uluslar ötesi Enstitü (TNI),AB'de toprak gaspının Doğu Avrupa ülkelerinden Romanya, Bulgaristan, Macaristan ve Polonya başta olmak üzere tüm Avrupa’da yaygınlaşmaya başladığını göstermektedir.

Global düzeyde toprak gaspı olarak nitelenebilecek arazi hareketleri haritası.( Koyu renkli alanlar toprak gaspının en yoğun olduğu bölgeleri göstermektedir.)
Global düzeyde toprak gaspı olarak nitelenebilecek arazi hareketleri haritası.( Koyu renkli alanlar toprak gaspının en yoğun olduğu bölgeleri göstermektedir.)

Ülkelerin ve küresel şirketlerin global düzeyde tarım arazilerine olan ilgilerinin artması, insan hakları ihlalleri ile bir çok çevresel sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ancak yatırımcılar global düzeyde yapılan bu yatırımlar ile ev sahibi ülkelere büyük imkanlar sağladıklarını, ülke ekonomisinin gelişmesi ve büyümesi için fırsatlar sunduklarını, ülkedeki işsizlere önemli bir istihdam kapısı açtıklarını savunmaktadırlar. Ancak, toprak gaspı niteliğindeki tarımsal yatırımlar yoksul ve savunmasız nüfusun yerinden edilmesine, yoksulluğun artmasına ve gıdaya erişim imkânının güçleşmesine yol açmaktadır. Toprak gaspının önüne geçilebilmesi için sınır ötesi tarım yatırımına açık ülkelerin kendi bağımsız tarım politikalarını geliştirmeleri, tarım arazilerinin kiralanmasıyla ilgili tüm işlemleri şeffaf bir şekilde izlenebilir hale getirecek bir kayıt sistemi kurmaları gerekmektedir. Kiralama fiyatları açıklanmalı, kiralanabilecek toprak miktarı için bir üst limit belirlenmelidir. Toprak, su, tarımsal ilaç ve tohum gibi üretim araçlarının büyük şirketlerin tekeline geçmesini önleyecek şekilde aktif politikalar izlenmelidir. Aksi takdirde, küçük çiftçiler büyük yatırımcıların insafına terkedilmiş olacaklardır.

Sınır ötesi tarım yatırımlarının olumsuz etkilerinden birisi de yerel halk nezdinde mülkiyet sorunlarının ortaya çıkmasıdır. Sınır ötesi tarım yatırımına açık az gelişmiş ülkelerde sağlıklı bir veri kayıt sisteminin olmaması nedeniyle küçük aile işletmeleri tarafından işletilen arazilerin mülkiyeti de işleten ailelerin zimmetinde görünmemektedir. Bu nedenle bu araziler devletin hazine arazisi gibi işlem görmekte, alış ve satış işlemleride devlet tarafından yapılmaktadır.

Çin, Güney Kore, Körfez ülkeleri ya da Hindistan gibi ülkelerden kamu ya da özel sektör yatırımcıları, gelişmekte olan ülkelerde satın alma ya da uzun süreli kiralama anlaşmalarıyla dev tarım arazilerini kendilerine bağlamaktadırlar. Buralarda üretilen gıda maddeleri sadece yatırımı yapan ülkeye ihraç edilmektedir. Kiralanan veya satın alınan büyük arazilerde halk yerinden sürüldüğü için en büyük zararı yine yerel topluluklar görmektedir. Madagaskar hükümeti, ülkenin tarım arazilerinin dörtte birini, 2008 yılında Güney Koreli Daewoo firmasına satmak istedi. Ancak bu planın kamuoyuna yansımasının ardından şiddetli protesto gösterileri düzenlendi ve 2009 yılının ilkbaharında, Madagaskar hükümeti görevi bırakmak zorunda kaldı.

Başka bir örnek olayda; İngiliz bir yatırımcının Ugandalı yetkililer ile yaptığı anlaşma yüzünden, dev bir çam ve okaliptüs plantasyonuna yer açmak için 22 bin 500 kişi yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalmıştır. Yerlerini terk etmek zorunda kalan bu çiftçilere önceden bilgi verilmemiş sonrasında da herhangi bir tazminat ödemesi yapılmamıştır. Sınır ötesi tarım arazilerine yatırım yapan aktörler, yatırım yaptıkları arazilerde modern tarım tekniklerini kullandıkları için, aynı arazilerde daha önce geleneksel tarım yapıldığında istihdam edilen iş gücüne oranla daha az sayıda işgücüne ihtiyaç duymaktadırlar. Bu durum, bu topraklarda daha önce geleneksel yöntemle üretim yapan birçok çiftçinin işini kaybetmesine ve bu işçilerin yeni iş bulmak için başka yerlere göç etmelerine neden olmuştur.

Son yıllarda genişleyen şehirler, çeşitlenen madenler, altyapı projeleri ve gıda fiyatlarındaki artışlar geçmiş yıllarla mukayese edildiğinde tarım arazilerini kârlı bir yatırım aracı haline getirmiştir. Suudi Arabistan’ın su kıtlığı, Çin’in değişen beslenme alışkanlıkları ve Avrupa Birliği’nin tarım arazilerini biyoyakıt için kullanma girişimleri, tarım arazilerinin önemini daha daartırmıştır. Bu nedenle sınır ötesitarım arazilerinin kiralanması veya satın alınması işi son 15 yılda büyük birivme kazanmıştır. 2008 yılında yaşanan küresel gıda krizi ekonomik olarak güçlü devletlerin ve şirketlerin, tarım sektörünün önemini daha iyi kavramalarını sağlamıştır. Temel besin kaynaklarının serbest piyasada herhangi bir mal veya hizmet gibi işlem görmesinin tehlikeli ve kontrol edilemez sonuçlar doğurabileceğini gören gelişmiş ülkeler ve küresel şirketler, uluslararası ticarete konu olacak şekilde büyük arazi yatırımlarına yönelmişlerdir. 2008 öncesinde, tarımsal üretime yönelik yılda ortalama 4 milyon hektarın altında arazi satın alınırken, sadece 2008 ortasından 2009 ortasına kadar geçen bir yıllık sürede dünya ölçeğinde 45 milyon hektardan fazla tarım arazisi el değiştirmiştir.

FAO’nun tahminlerine göre, 2006-2009 yılları arasında gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, farklı ülkelerde yaklaşık 33 milyon hektarlık tarım arazisi satın almıştır. Bu, Almanya’nın toprak büyüklüğünde bir alana denk gelmektedir. Washington’daki Uluslararası Gıda Politikası Enstitüsü, bu yatırımların tutarının 30 milyar ABD Dolarını bulduğunu belirtmektedir.

Uluslararası Arazi Koalisyonu’nun (ILC) 2011 yılında yayınladığı raporda; 2000-2010 yılları arasında toplam 203 milyon hektar arazinin, satın alma veya uzun vadeli kiralama yoluyla uluslararası yatırımcıların kontrolüne geçtiği bilgisi yer almaktadır.  Sınır ötesi tarım arazisi kiralama veya satın alma işlemi için en cazip yatırım bölgelerinin başında, Afrika ülkeleri gelmektedir. Güneydoğu Asya, Güney Amerika, Rusya ve Ukrayna da tarım yatırımları için seçilen bölgeler arasında yer almaktadır. Gıda temini için hayati derecede önem taşıyan bu yatırımlar, yalnızca uluslararası şirketler tarafından değil devletler tarafından da yapılmaktadır. Örnek olarak; dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 19’una, dünyadaki ekilebilir arazilerin ise yüzde 10,5’ine sahip olan Çin, vatandaşlarının gıda ihtiyacını karşılayabilmek için sınır ötesi yatırımlara çok önem vermektedir. The Economist dergisinde yer alan değerlendirmeye göre; Çin'in son 12 yılda tarım sektörüne yönelik doğrudan yurt dışı yatırımlarının yüzde 36 oranında arttığı ifade edilmektedir. Çin hükümeti, Çin-Afrika kalkınma fonu aracılığıyla önümüzdeki 50 yıl içinde Çin şirketlerine Afrika’da yatırım yapması için 5 milyar dolarlık bir taahhütte bulunduğunu açıklamıştır. İleride doğabilecek gıda açığını, sınır ötesi tarım yatırımı yoluyla gidermeyi planlayan gelişmiş ülkeler tarafından satın alınan veya kiralanan toprakların büyük bölümü açlıkla boğuşan Afrika'da yer almaktadır. Afrika kıtasında bu yolla el değiştiren toprakların miktarının, 47 ila 56 milyon hektar arasında olduğu tahmin edilmektedir. Afrika'da en fazla toprak satın alan veya kiralayan ülkelerin başında İngiltere, ABD ve Çin gelmektedir. Kongo, Endonezya, Filipinler ve Sudan ise topraklarını yabancı yatırımcılara en çok açan ülkelerin başında yer almaktadır. 2010 yılında 2,5 milyondan fazla vatandaşının gıdaya muhtaç durumda olduğunu açıklayan Etiyopya, aynı yıl 600 bin hektar büyüklüğündeki tarım arazisini çok uluslu şirketlere satmıştır. Etiyopya, Liberya, Mozambik ve Sudan’ın başını çektiği Afrika kıtasındaki birçok ülke arazi kiralama veya satın alma işleminin%66’sına maruz kalmıştır.

Land Matrix tarafından 2009 yılında hazırlanan rapora göre; en çok sınır ötesi tarım yatırımı yapan ülkeler sıralamasında; gelişmekte olan ülkeler birinci sırada, körfez ülkeleri ikinci sırada, küresel kuzey ülkeleri (ABD ve AB ülkeleri) üçüncü sırada gelmektedir. Sınır ötesi tarım yatırımları, daha ziyade gıdada dışarıya bağımlı ülkeler tarafından yapılmaktadır. Yatırım yapan ülkelerdeki kişi başına düşen milli gelir, yatırım yapılan ülkedeki kişi başına düşen milli gelirden ortalama 4 kat daha fazladır. Yatırımlar hem kamu hem de özel şirketler tarafından yapılmaktadır.

Çin'in arazi ithalatları
Çin'in arazi ithalatları

Çin’in, 2008 yılında yaşanan gıda krizinin etkilerinin olmadığı 1999-2009 döneminde ekili arazi cinsinden tarla bitkileri ithalatı bakımından en büyük satın alma yaptığı ülkeler sırasıyla ABD, Brezilya, Arjantin ve Avustralya’dır. İlk üç ülke Amerika kıtasında yer almaktadır. Çin tarım ürünleri pazarında ABD’nin en büyük müşterisi durumundadır. ABD Tarım Bakanlığı verilerine göre; ABD’nin Çin’e yaptığı tarımsal ihracat rakamları 2008-2012 yılları arasında iki katına çıkmıştır. 2012 yılı verilerine göre, Çin toplam tarım ürünleri ithalatının yaklaşık yüzde 25’ini ABD’den sağlamaktadır. Çin’in tarım sektöründe bu derece ABD’ye bağımlı olması her iki ülke için de risk oluşturmaktadır. Özellikle ABD Başkanı Trump’ın 2018 yılının ilk çeyreğinde Çin’den ithal edilen ürünlere ek gümrük vergisi uygulanacağına ilişkin açıklamasına karşı Çin hükümeti de ABD’den ithal ettiği tarım ürünlerinde kısıtlamaya giderek karşılık vereceğini açıklamıştır. Bu durum ABD’de tarım sektöründe faaliyet gösteren üreticiler arasında tedirginliğe yol açmıştır.

Biyoçeşitlilik temelli gıda sistemleriyle ilgili çalışan, küçük çiftçileri destekleme amacıyla kurulmuş olan ve sınır ötesi tarım yatırımları konusunda raporlar hazırlayan GRAIN adlı uluslararası sivil toplum kuruluşunun 2012 yılı verilerine göre; sınır ötesi tarım yatırımı yapılan sözleşmelerin durumuna göre raporu ve arazilerin sektörlere göre dağılımı tablolarda yer almıştır.

Sınır Ötesi Tarım Sözleşmelerinin Durumuna Göre Dağılımı (2012)
Sınır Ötesi Tarım Sözleşmelerinin Durumuna Göre Dağılımı (2012)
Sınır Ötesi Tarıma Açılan Arazilerin Sektörlere Göre Dağılımı (2012)
Sınır Ötesi Tarıma Açılan Arazilerin Sektörlere Göre Dağılımı (2012)
Topraklarını Yabancı Yatırımcılara Açan İlk 14 Ülke (2012)
Topraklarını Yabancı Yatırımcılara Açan İlk 14 Ülke (2012)

2012 yılı itibariyle diğer ülkelerin tarım yapması için topraklarını açan ilk 14 ülkenin tahsis ettiği arazilerin büyüklüğü dünya genelinde bu iş için tahsis edilen toplam arazilerin yüzde 73,3’ünü oluşturmaktadır.

Tabloda da yer alan verilere göre; 2012 yılı itibariyle tarımsal üretim amacıyla diğer ülkelerden toprak kiralayan veya satın alan ilk 15 ülkenin kiraladığı veya satın aldığı arazilerin büyüklüğü bu iş için dünya genelinde tahsis edilen toplam arazilerin yüzde 83’ünü oluşturmaktadır.

Yabancı Ülkelerde Tarım Arazilerine Yatırım Yapan İlk 15 Ülke (2012)
Yabancı Ülkelerde Tarım Arazilerine Yatırım Yapan İlk 15 Ülke (2012)

GRAIN örgütünün verilerini esas alan Toprak Atlasında yer alan değerlendirmeye göre; sınır ötesi tarım yatırımı yapan en önemli 11 ülkenin arazi transferlerinin büyüklüğü ve yatırımcıların menşeini gösteren harita yukarıda yer almaktadır.

Toprak satın alan veya kiralayan ülkeler ile bu konudaki yatırımların bağlantıları gösterilmektedir. Genel olarak kuzey yarım kürede yer alan ülkelerin, güney yarım kürede yer alan ülkelerin arazilerine yatırım yaptığı görülmektedir.

Ülkedeki Arazi Transferleri ve Yatırımcıların Menşei (Hektar -2012)
Ülkedeki Arazi Transferleri ve Yatırımcıların Menşei (Hektar -2012)

Önerilen Ürünler

No items found.

Önerilen Ürünler

Ürünlere Göz At

No items found.

Uluslararası Tarım Arazilerine yapılan yatırımları izleyen ve raporlayan bir başka kuruluş olan Land Matrix’in 2016 yılı verilerine göre; dünya genelinde 1.549 sınır ötesi tarım yatırımı anlaşması kayıt altına alınmıştır. Bu anlaşmaların 1.204’ü (%78) olumlu neticelenmiş, 212’sinin (%14) görüşmeleri devam etmekte, 97’si (%6) olumsuz neticelenmiş, 36’sı (yüzde 2) hakkında ise herhangi bir sonuç bilgisi bulunmamaktadır.

Yatırım Anlaşmalarının Genel Durumu (2016)
Yatırım Anlaşmalarının Genel Durumu (2016)

Land Matrix’in raporuna göre; kayıtlı 1.549 anlaşmanın kapsadığı arazilerin toplam büyüklüğü 85,5 milyon hektardır.

Land Matrix tarafından yayınlanan rapordaki verilere göre; yatırımcı türüne göre aktif projeler (başlangıç ve üretim safhasında olanlar) incelendiğinde Projelerin 458’i (%43) özel sektör yatırımcıları tarafından, 292’si (%27) borsaya açık şirketler tarafından, 61’i (%6) yatırım fonları tarafından yürütülmektedir.

Yatırımcı Türüne Göre Aktif Projelerin Durumu (Eylül 2015)
Yatırımcı Türüne Göre Aktif Projelerin Durumu (Eylül 2015)

Land Matrix’in verilerine göre; hayvancılık ve ormancılık projelerinin, gıda ürünleri ve tarımsal yakıt üretimi içeren projelere göre hayata geçirilme oranının daha yüksek olduğu görülmektedir. Bunun nedeni, tarımsal üretimin iklim, fiyatlar ve hastalıklar gibi çeşitli geçici faktörlere bağımlı olmasıdır.

Uluslararası Arazi Satın Alımlarında Ana Sektörler (2015)
Uluslararası Arazi Satın Alımlarında Ana Sektörler (2015)

Uluslararası Tarım Arazilerine yapılan yatırımlara ilişkin sözleşmeler büyüklüğüne göre incelendiğinde, en yaygın olan sözleşme büyüklüğünün 5.000-10.000 hektar arasında olduğu (%23), bunu 200 - 2.000 hektar büyüklüğündeki arazilerin takipettiği (%19), üçüncü sırada ise 2.000-5.000 hektar büyüklüğündeki (%15) arazilerin yer aldığı görülmektedir.

Sözleşmenin Büyüklüğüne Göre Sonuçlanan Anlaşmaların Sayısı (2016)
Sözleşmenin Büyüklüğüne Göre Sonuçlanan Anlaşmaların Sayısı (2016)

Kıtalara göre sözleşmelerin dağılımı incelendiğinde, 398 sözleşme ile (%44) Afrika kıtası ilk sırada, 215 sözleşme ile (%24) Asya kıtası 2. sırada, 196 sözleşme ile (%22) Amerika Kıtası 3. sırada yer almaktadır.

Kıtalara Göre Sözleşmelerinin Dağılımı
Kıtalara Göre Sözleşmelerinin Dağılımı
Sınır Ötesi Tarım Arazilerinin Kullanım Amacına Göre Dağılımı (2016)
Sınır Ötesi Tarım Arazilerinin Kullanım Amacına Göre Dağılımı (2016)

Arazinin kullanım amacına göre dağılımı incelendiğinde, 24,1 milyon hektar ile tarım ilk sırada, 12 milyon hektar ile ormancılık ikinci sırada, 1,7 milyon hektar ile turizm üçüncü sırada yer almaktadır. Tarımın alt dalları incelendiğinde %38 (9,2 milyon hektar) ile gıda ürünleri ilk sırada, %21 (5,1 milyon hektar) ile biyoyakıt üretimi ikinci sırada gelmektedir.

Kıtalara Göre Arazi Kullanım Amaçlarının Dağılımı (alanın % ’si - 2016)
Kıtalara Göre Arazi Kullanım Amaçlarının Dağılımı (alanın % ’si - 2016)

Kıtalara göre arazi kullanım amaçları incelendiğinde, Asya ve Okyanusya kıtası dışındaki tüm bölgelerde gıda ürünleri ilk sırada yer almaktadır. Asya ve Okyanusya bölgesinde ise gıda ürünleri ikinci sırada yer almaktadır.

2000-2016 Döneminde Sonuçlandırılan  Sınır Ötesi Tarım Sözleşmeleri
2000-2016 Döneminde Sonuçlandırılan Sınır Ötesi Tarım Sözleşmeleri

Dünya genelinde 2008 yılında yaşanan küresel gıda krizinden sonra sınır ötesi tarım sözleşmelerinin sayısında hızlı bir artış görülmeye başlamıştır. Örneğin; 2007 yılında bir yılda imzalanan sınır ötesi sözleşme sayısı 200’ün altında iken bu sayı 2016 yılında dört kattan fazla artarak 800’ün üzerine çıkmıştır.

Anlaşmayla Sonuçlanan Tarım Sözleşmelerinin Kıtalara göre Dağılımı (2016)
Anlaşmayla Sonuçlanan Tarım Sözleşmelerinin Kıtalara göre Dağılımı (2016)

Anlaşmayla sonuçlanan tarım sözleşmelerinin kıtalara göre dağılımı yukarıda yer almaktadır. Tablodaki verilere göre, Afrika kıtası 422 adet tarım sözleşmesi ile en çok biten sözleşmeye sahip bölge konumundadır. Bu da yaklaşık 10 milyon hektarlık bir alana denk gelmektedir. Asya, 305 sözleşme ve 4,9 milyon hektarlık alan ile ikinci sırada, Latin Amerika 146 sözleşme ve 4,5 milyon hektarlık alan ile üçüncü sırada yer almaktadır.

Küresel Tarım Anlaşmalarını İçeren Isı Haritası (2016)
Küresel Tarım Anlaşmalarını İçeren Isı Haritası (2016)

Küresel düzeyde tarım arazilerine yapılan yatırımları gösteren ısı haritası yukarıda yer almaktadır. Isı haritasında; sarı renkten (düşük yoğunluk) turuncu renge (yüksek yoğunluk) doğru arazi anlaşmalarının yoğunlaştığı 943 coğrafi referanslı tarım sözleşmesi tasvir edilmektedir. Sınır ötesi tarım arazilerine yapılan yatırımlarında genel olarak dünyanın güney bölgelerine doğru yapıldığı bu ısı haritasından anlaşılmaktadır.

Bölgelere Göre Sınır Ötesi Tarım Yatırımları (1.000 Hektar -2016)
Bölgelere Göre Sınır Ötesi Tarım Yatırımları (1.000 Hektar -2016)

Yukarıda yer alan tabloya göre özel şirketler, yatırım fonları ve kamu şirketlerinin daha ziyade Afrika kıtasında, borsaya açık şirketlerin ise Asya kıtasında yatırım yaptıkları görülmektedir.

Land Matrix tarafından 2016 yılı için yayınlanan veriler genel olarak değerlendirildiğinde, nüfus artış hızının yüksek ve buna bağlı olarak gıda talebi de yüksek olan orta gelir grubu altındaki ülkelerde, özellikle de Afrika kıtasındaki tarım arazilerine olan ilgilerinin boyutları görülmektedir. 2008 ve 2009 yıllarında beklenmedik bir şekilde hızla yükselen gıda fiyatları birçok ülkede toplumsal olayların çıkmasına neden olmuştur.

Dünya tarım ürünleri ticaretinde önemli bir paya sahip olan Avrupa Birliği, tarım ürünleri ticaretinin serbestleştirilmesi konusunda da öncü görevi üstlenmiştir. Avrupa Birliğinin kuruluşundan sonraki önemli politik gündemlerin başında Ortak Tarım Politikası (OTP) gelmektedir. AB, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma süreçlerine destek olmak amacıyla söz konusu ülkelerin ihraç ettikleri tarım ürünlerine tek taraflı tercihler sistemi uygulamıştır. OTP uygulanmaya başlandığı 1962 yılından itibaren, hem ekonomik nedenlerle hem de üçüncü ülkelerden gelen talepler nedeniyle önemli reformlar yapılmıştır. Bu reformların en önemlileri sırasıyla McSharry reformu, Gündem 2000 reformu ve Fischler reformu’dur. OTP’nin temel ilkeleri; gıda güvenliğinin sağlanması, tarımda verimliliğin arttırılması, tarım ürünlerinin üye ülkeler arasında serbest dolaşımının sağlanması, fiyatlara müdahale edilerek çiftçilerin gelirlerinin belli bir seviyede tutulması ve tüketicilere uygun fiyatla ürün satılmasıdır. OTP çerçevesinde uygulanan politikaların, az gelişmiş veya gelişmekte olan bazı ülkelerin tarımsal ürün ihraç potansiyellerini azaltarak kalkınma süreçlerine olumsuz etki yaptığı yönünde değerlendirmeler de yapılmıştır. Örneğin, gelişmekte olan Güney Amerika ve Asya ülkelerinin tarım ürünü ihracatlarını olumsuz yönde etkilerken, Afrika ülkeleri ile AB arasında imzalanmış olan tek taraflı tercihler sözleşmesi nedeniyle bu ülkelerden ithal edilen tarım ürünlerine daha düşük tarife uygulanarak AB pazarına girişine avantaj sağlanmıştır.

Gelişmiş ülkeler 1970’li yıllardan itibaren tek taraflı tercihli ilişkiler sistemini geliştirerek gelişmemiş ülkelerde üretilen tarım ürünlerinin düşük gümrük tarifesi ile ülkeye girişine izin vermişlerdir. Bu konuya en iyi örnek AB’nin Afrika, Karayip ve Pasifik ülkeleri için getirdiği tercihli rejimdir. Tercihli sistem, uluslararası ticareti geliştirmek ve gelişmekte olan ülkelere destek olmak amacıyla yaygınlaştırılmıştır. Ancak bu sistemin son zamanlarda yetersiz kaldığı ileri sürülerek gelişmekte olan ülkelerde doğrudan ödeme yapılmasının daha iyi sonuçları vereceği iddia edilmiştir. AB, tarım ürünlerinin %61’ini gelişmekte olan ülkelerden tedarik etmektedir.

Ortak Tarım Politikası, AB’nin en kıdemli ortak politikasıdır. 1968 yılında OTP’nin birlik bütçesine oranı %87, 1995 yılında %65, 2014 yılında ise %41 olarak gerçekleşmiştir. AB’nin tarım politikasını bu kadar ön plana çıkarmış olmasının nedenlerinin başında, üye ülke vatandaşlarının tarım ürünü talebini iç üretim yoluyla karşılamak, üreticileri desteklemek, ürün arzını güvence altına almak, fiyat istikrarını sağlamak, kaynakları daha etkin kullanmak, küresel piyasalarda rekabet avantajı elde etmek ve üye olmayan ülkelere karşı tarım sektörünü koruma altına almaktır. OTP çerçevesinde 1990’lı yıllara kadar tarım sektörü AB tarafından daima desteklenmiştir. Ancak 1990’li yılların ortasından itibaren özellikle bütçe disiplinini sağlamak amacıyla tarımsal üretime verilen destekler azaltılmaya başlanmıştır. Gıda güvenliği konusu, OTP’yi AB’nin en zor ve en önemli konularından birisi haline getirmiştir. Çünkü farklı tarımsal yapı ve politikalara sahip birlik ülkeleri tek bir tarım politikasının belirlenmesi ve bu politikanın uygulanması konusunda anlaşmışlardır. Üye ülkeler ulusal tarım politikalarını değil birliğin tarım politikasını öncelemek durumunda kalmışlardır. AB ilk kurulduğunda kurucu 6 üye ülkenin toplam işgücünün %25’i tarım sektöründe çalışmaktaydı. Bu oran İtalya’da %40, Fransa’da %26, Batı Almanya’da ise %20 civarında idi.

AB Komisyonu tarafından yayımlanan 2020’ye doğru OTP: Gelecekteki gıda, doğal kaynaklar v ebölgesellikle ilgili tehditlere karşılık verebilmek” adlı bildiride üç temel tehdit dile getirilmektedir. Bu tehditler sırasıyla gıda güvenliği, bölgesel denge, çevre ve iklim değişiklikleridir. Bu üç tehditle baş edebilmek için üç amaç belirlenmiştir. Sürdürülebilir gıda arzı, dengeli bölgesel kalkınma, sürdürülebilir doğal kaynak yönetimi ve iklimle ilgili tedbirler. Bu amaçların gerçekleştirilebilmesi için üye ülkelerin çiftçileri arasında daha adil bir dağıtım sisteminin kurulması, teşviklerin gözden geçirilmesi, desteklerin çevreci politikalar doğrultusunda sağlanması yönünde çalışmalar yapılmıştır.                                                                                                                                                                                                                                                            

Cotonou Anlaşması
Cotonou Anlaşması

AB’nin sınır ötesi topraklarda ortak tarımsal üretim yapma fikri eski yıllara dayanmaktadır. AB ile 18 Afrika ülkesi arasında ilk ortak tarım anlaşması 20 Temmuz 1963 yılında Yaunde’de imzalanmıştır. Bu sözleşme 1974 yılında sona ermiştir. 2000 yılına kadar Lome Sözleşmeleri çerçevesinde işlemler yürütülmüştür. Her iki sözleşmede öncelik, gelişmekte olan ülkelerin tarım sektörünün canlandırılması ve desteklenmesidir. 2000 yılında ise Cotonou Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma ile taraflar arasında bir serbest ticaret bölgesi kurulması amaçlanmıştır. Ağırlıklı olarak dünyanın en gelişmiş ülkelerinin bulunduğu birlik, nüfus artışı, iklim değişiklikleri, tarımsal arazilerdeki verimliliğin azalması ve son dönemlerde yoğun olarak tarım alanlarının biyo yakıt için kullanılmaya başlanması nedeniyle birlik üyesi ülke vatandaşlarının gıda ihtiyacını karşılamak için alternatif tarım arazisi arayışı içine girmek durumunda kalmıştır. Bu amaçla Afrika kıtasındaki ülkeler başta olmak üzere Avrupa kıtası dışındaki bir çok bölgede tarım ürünü yetiştirmek için arazi kiralama veya satın alma girişimleri başlamıştır. Bu akımın başını çeken ülkeler, Almanya, Fransa ve Hollanda’dır.

AB ülkeleri içerisinde tarım sektörünün en güçlü olduğu Hollanda, 2017 yılında 92 milyar Euro’luk tarımsal ürün ihraç etmiştir. Bu rakamın 25,5 milyar Euro’luk kısmı başka ülkelerden tohum, meyve sebze, hayvansal ve bahçe ürünleri olarak Hollanda'ya geliyor ve ülkede işlendikten sonra başka ülkelere ihraç ediliyor.

Dünya tarımsal ürün dış ticaretinde AB üyesi ülkelerin önemli payı bulunmaktadır. 2014 yılında dünya tarımsal ürün dış ticaretinde pay sahibi olan ilk 10 ülkenin 5 tanesi AB üyesi ülkelerdir. AB üyesi 5 ülkenin toplam dünya tarımsal dış ticaret içindeki payı yüzde 22,6 seviyesindedir. AB üyesi 5 ülke dünya tarımsal ürün dış ticaretinin yaklaşık ¼’ünü gerçekleştirmektedir.

Dünya Tarım, Gıda Mal ve Ürünleri İhracatı-Tekstil hariç (2014)
Dünya Tarım, Gıda Mal ve Ürünleri İhracatı-Tekstil hariç (2014)

Dış ticarette olduğu gibi sınır ötesi tarım yatırımı alanında da AB üyesi ülkelerin etkinliği fazladır. Sınır ötesi tarım yatırımı yapan dünyanın en büyük 10 ithalatçı ülkesinden 6 tanesi Avrupa kıtasında yer almaktadır. Bu ülkeler; Almanya, İngiltere, İtalya, Fransa, Hollanda ve İspanya’dır. Almanya ve İngiltere yılda yaklaşık 80 milyon hektarlık ithalat yapmaktadırlar. Dünyadaki kişi başına ortalama toprak büyüklüğü 0,20 hektardır. Bir AB vatandaşı yılda yaklaşık 1,3 hektar toprak tüketmektedir. Dünyadaki herkes bir yılda ortalama bir Avrupalının tükettiği miktarda et tüketmiş olsaydı, dünyadaki ekilebilir arazilerin yüzde 80’inin sadece insanların et ihtiyacının karşılanması amacıyla ekilip biçilmesi gerekirdi.

Yaşadığımız dünyada toprağın adil dağılımı konusunda gelişmiş ülkeler lehine büyük dengesizlikler mevcuttur. Ortalama bir Avrupalı, gıda da dâhil olmak üzere her yıl tükettiği ürünlerin üretilmesi için 1,3 hektar yani iki futbol sahası büyüklüğünde bir alana ihtiyaç duymaktadır. Bu büyüklük bir Bangladeşli’ye düşen alanın 6 katından daha fazladır. Bununla birlikte, Avrupa kıtasındaki ülkeler tarafından kullanılan tarım arazilerinin yüzde 60’ı Avrupa Birliği sınırları dışında bulunmaktadır. Kendi sınırları dışındaki topraklara en bağımlı kıta Avrupa kıtasıdır. Dünyada gelecek yıllarda ihtiyaç duyulacak ekim alanı genişlemesinin bölgeler ve kıtalar düzeyinde eşit olarak yayılmayacağı öngörülmektedir. 2050 yılına gelindiğinde, tarım alanında öngörülen genişlemenin yüzde 55'inin Afrika ve Orta Doğu'da, yüzde 30’unun Latin Amerika'da ve sadece yüzde 4'ünün Avrupa kıtasında gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.

Türkiye’de tarım sektörünün payı son 30 yılda%30’lardan %10’lar seviyesine kadar düşmüştür. Buna paralel olarak tarımın GSYİH içindeki payı da her geçen yıl azalmaktadır. 1980’li yıllarda küçük işletmelerin sayısı oldukça fazla idi, tarım ürünleri ticareti yapan şirketlerin sayısı ise çok az idi. Dünya Ticaret Örgütü’nün(DTÖ) 1990’lı yılların başından itibaren dünya tarım piyasalarında serbestleşmeyi getiren düzenlemeler yapması Türkiye’de tarım politikalarının da revize edilmesini gerekli kılmıştır. Türkiye, DTÖ’nün politikaları doğrultusunda üreticilerin korunması amacıyla farklı türlerde teşvikler verilmesi, ithal edilen tarım ürünleri için gümrük tarifelerinin yeniden belirlenmesi, tarımsal verimliliği arttıracak projelerin hayata geçirilmesi gibi bir dizi yenilik yapmıştır. Türkiye tarımsal ürünler açısından ihracatı ithalatından fazla olan bir ülkedir. Buna rağmen global, bölgesel veya iç piyasalarda yaşanan tarımsal ürün fiyatlarındaki dalgalanmalardan olumsuz etkilenmekte, hem üreticiler hem de tüketiciler bu olumsuz etkileri yoğun bir şekilde yaşamaktadırlar.

Türkiye’de tarım sektörü için en büyük tehdit ölçek ekonomisinin olmamasıdır. Hem üretim aşamasındaki işletmelerin küçük ve dağınık bir yapıda olması hem de pazarlama ve satış alanında yine küçük ve parçalı bir yapının bulunması ortalama birim maliyetlerin çok yüksek olması sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Ölçek ekonomisinden dolayı tarımsal ürün maliyetlerinin yüksek olması üreticiler ve özellikle ihracatçıların rekabet gücünün zayıflamasına yol açmaktadır. Bu tehditten kurtulmak için üreticilerin ve ihracatçıların birbirlerinin rakip olarak görmeyip işbirliği ağları kurmaları, tedarik kaynaklarını birleştirmeleri ve ortak hareket edebilecek davranış kültürünü geliştirmeleri önemlidir. Bu şekilde birlikte iş yapmaları halinde tarımsal ihracatın katma değeri artacaktır.

2007-2008 yıllarında dünya çapında yaşanan gıda krizi ile birlikte diğer ülkeler gibi Türkiye'de, Afrika kıtasındaki ülkelerde tarım yapmaya uygun arazi arayışı içine girmiştir. Türkiye 2014 yılında Sudan da 780 bin hektar büyüklüğündeki bir araziyi 99 yıllığına kiralamıştır. Bu arazide Türkiye ikliminde yetişmeyen ya da Türkiye içinde üretilen ancak verimi düşük olan ürünlerin üretilmesi planlanmaktadır. Kasım 2018 ayında arazinin Türkiye’ye tahsis edilmesi işlemleri tamamlanarak arazi Türkiye’ye teslim edilmiştir.

Türkiye 2019 yılının ikinci çeyreğinde kamuoyuyla paylaşılan “Tarımda Milli Birlik” projesi ile tarımda Yalın Sistem uygulamasına geçileceği ilan edilmiştir. Yalın Sistem ile Türkiye’nin tarımsal yapısı, Tarım ve Orman Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatı, tarımda faaliyet gösteren Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT) ve Tarım Kredi Kooperatifleri ile özel sektörün de yüzde 50 ortak olacağı Semerat Holding kurulması kararlaştırılmıştır. Yalın Sistem ile ölçek problemi nedeniyle yükselen maliyetlerin aşağıya çekilmesi, plansızlık ve yetersiz veri nedeniyle fiyatlarda meydana gelen beklenmedik artışların önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Yalın Sistem’in uzun vadeli hedeflerinden birisi de, arz açığı olan kategorilerde yalın sistem ile yurt dışından ürün temin edilmesi planlanmaktadır.

Tarımda Milli Birlik projesi
Tarımda Milli Birlik projesi

2008 yılında gıda ürünleri fiyatları üç katına çıkınca, tarım sektöründeki güçlü aktörler ucuz tarım arazisi arayışı içine girdiler. Her yıl Afrika, Asya ve Latin Amerika’da milyonlarca hektarlık tarım arazisi yabancı yatırımcıların kontrolüne geçmeye başladı. Gıda krizinden sonra özellikle küresel şirketler ve yatırım fonlarının tarım arazilerine yönelik ilgisi artmaya başladı.

Sınır ötesi tarım yatırımı yapan aktörlerin başında ABD'li yatırım bankaları Goldman Sachs ve Morgan Stanley, İngiliz Landkom şirketi ile Japon Mitsui şirketleri gelmektedir. Son 5 yılda Goldman Sachs Çin'de hayvancılık alanında yatırım yaparken, Morgan Stanley tarım ürünleri üretmek için Ukrayna'da 40 bin hektarlık tarım arazisi satın aldı. İngiliz şirketi Landkom Ukrayna'da 100 bin hektar büyüklüğünde bir arazi kiraladı. Gıda ve biyoyakıt elde etmek için bu arazide bitkisel üretim yapmaya başladı. Japon şirketi Mitsui ise Brezilya'da 100 bin hektar büyüklüğündeki bir arazide soya fasulyesi üretmeye başladı. Tarım sektörüne yatırım yapan aktörler hem gıdaya egemen olmayı hem de üretimi kontrol etmeyi hedeflemektedirler. Yarının jeopolitik savaş alanı olarak kabul edilen tarım sektöründe, az gelişmiş ülkelerde bulunan ucuz tarım arazilerini kapatma yarışı hızlanmıştır. ‘Hedge’ fonlar ve bankalar da bu sektöre girmeye başlamıştır. Örneğin; ABD’li yatırım fonu Black Rock, 200 milyon ABD Dolarlık bir spekülatif fon kurdu ve bunun 30 milyon dolarlık kısmını tarım arazisi satın almak için ayırdı. İşlettiği 331.000 hektar büyüklüğündeki araziyle Rusya’nın en büyük hububat üreticilerinden biri olan Black Earth Farming adlı fonun patronu Mikhail Orlov “Bu işte akıllı davranan tahıl değil, para hasat eder” mesajı ile sektörün önemine dikkat çekmektedir. Global Farming Ltd. adlı fon, yatırımlarının geri dönüş süresinin 6 ila 8 yıl gibi kısa bir süre olduğunu düşünerek hedefini tarım ve hayvancılık yapmak üzere 1,2 milyon hektar tarım arazisi satın almak olarak belirledi. Barclays, Deutsche Bank, UBS, Morgan Stanley gibi büyük bankalar da tarım arazilerine yatırım yapmaya başlamıştır. GRAIN’in tahminlerine göre, üçüncü ülkelerde tarım arazisi sahibi fon sayısı 120’yi aşmış bulunmaktadır.

Yatırım fonları özellikle 2008 gıda krizinden sonra arazi edinimi konusunda önemli bir aktör olarak tarım sektöründe boy göstermeye başlamıştır. Yatırım fonları tarafından yapılan sözleşmelerin kıtalara göre dağılımı aşağıda yer almaktadır. Yatırım fonlarının toplam arazi yatırımı içindeki payı %9 civarında olup ağırlıklı olarak Avrupa, Asya ve Amerika kıtasında yatırım yapmaktadırlar. Afrika kıtasına yatırım fonlarının ilgisi oldukça azdır.

Yatırım Fonlarının Yaptığı Sözleşmelerin Bölgesel Dağılımı (2016)
Yatırım Fonlarının Yaptığı Sözleşmelerin Bölgesel Dağılımı (2016)

Gelişmemiş ülkelerde bulunan ucuz tarım arazilerine ilgi duyan bir başka aktör çok uluslu şirketlerdir. Çok uluslu şirketler de sınır ötesi tarım arazilerine büyük yatırımlar yapmaya başlamıştır. Çok uluslu şirket, toplam maddi kaynaklarının en az %20'si dış ülkelerde olan ve kârlarının en az yüzde 35'ini uluslararası faaliyetlerden elde eden şirketler demektir.

Küreselleşme ile birlikte ülkeler arasındaki sosyal, ekonomik ve kültürel ilişkilerin yakınlaşması ve hız kazanması, uluslararası ticaretin serbestleşmesi yönündeki girişimler, ekonomik entegrasyonun da artmasıyla çok uluslu şirketlerin global düzeyde güçlü birer aktör olarak sahneye çıkmalarına zemin hazırlanmıştır. UNCTAD’ın 2017 yılı Yatırım Raporunda, global ekonomide devletlerin sahip olduğu çok uluslu şirketlerin rolünün giderek arttığı, bu kapsamda yaklaşık 1.500 çok uluslu şirketin 86.000 den fazla yabancı ortaklı şirkete ve tüm yabancı ortaklıkların da %10’una sahip olduğu bilgisi yer almaktadır. Bu kapsamdaki şirketler 2008 yılında gelişmemiş bölgelere yapılan toplam yatırımın %8’ine sahipken 2016 yılında bu oran %11’e yükselmiştir. Bu şirketlerin merkezleri dağınık vaziyette olup yarıdan fazlası gelişmekte olan ülkelerde, neredeyse üçte biri de Avrupa Birliği bölgesinde bulunmaktadır. 20. yüzyıla girerken birçok ülkenin, savaşlar ve sömürgeci baskılar nedeniyle sınırları değişmiştir. Fakat 1990’ların başından itibaren DTÖ’nün getirdiği düzenlemeler ile tarım ürünleri ticaretinde yaşanan serbestleşme ve artan küreselleşme baskısı nedeniyle ulusal sınırların önemi azalmıştır. Dünyanın her tarafında bulunan yaygın şube ağı ve milyonlarca ton ürünü yöneten lojistik güçleriyle Bunge, Cargill, Louis Dreyfus ve ADM gibi şirketler tarım ürünlerini, üretildikleri bölgelerden alarak önce işlenecekleri yere, sonra da tüketilecekleri yerlere taşımak için gerekli ulaşım ağını kurmuşlardır.

Çok uluslu şirketlerin tarım sektöründeki etkinliği her geçen yıl artmaktadır. Bu şirketler, hem küçük üreticiden ürünü satın alırken hem de ürünü nihai tüketiciye ulaştırırken yüksek kârlar elde etmektedirler. Çok uluslu şirketlerin bir diğer gelir kaynağı ise bu şirketlerin geliştirdiği ve tarım sektöründeki diğer küçük şirketlerin kullanmak zorunda oldukları tarımsal girdilerdir. Bu girdiler; üretim araçları, üretim sürecindeki kimyasallar, üretimde kullanılan yeni teknik ve yöntemler, lisans bedelleri gibi küçük işletmeleri kendilerine bağımlı hale getiren enstrümanlardır.

Tarım Sektöründe ilk 25 Çok Uluslu Şirket
Tarım Sektöründe ilk 25 Çok Uluslu Şirket

2015 yılı Fortune Global 500 listesinde yer alan tüm şirketlerin toplam geliri 27,6 trilyon ABD Doları, kârları ise 1,5 trilyon ABD Doları olarak gerçekleşmiştir. Global 500 listesinde yer alan tarım şirketlerinin toplam ciro içindeki payı %3 olarak gerçekleşmiştir.

Günümüzde uluslararası ticaret, çok uluslu şirketler tarafından yönetilir hale gelmiştir. Bu şirketler yerel gıda sistemlerini de kontrol altına almak için çok büyük çalışma içerisine girmişlerdir. Örnek olarak, dünyadaki toplam nüfusun %5’i, suyu çok uluslu şirketlerden satın almaktadır. Bu şirketlerin yıllık geliri dünya petrol ticaretinin yıllık gelirinin yarısına eşittir. Bu şirketler, tüketicileri kendileri tarafından denetlenebilen gıdaları almaya yönlendirmektedirler.

Fortune Global 500 Listesindeki Tarım Şirketleri (2015)
Fortune Global 500 Listesindeki Tarım Şirketleri (2015)

DTÖ tarafından ülkeler için dayatılan yeni sistemle (ikili ve bölgesel serbest ticaret anlaşması) çok uluslu şirketler, küresel pazarlarda gıda ve tarımsal ürünleri denetim altına almak istemektedirler. Çok uluslu şirketler eliyle tarım ürünleri piyasasının kuralları yeniden belirlenmektedir. Bu nedenle insanların yeterli, güvenilir, sağlıklı ve ekolojik olarak sürdürülebilir bir şekilde üretilmiş gıdaya ulaşmaları her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Globalleşen dünyada en zengin ile en yoksul arasındaki fark her geçen gün artmakta ve eşitsizlik kalıcı hale gelmektedir. Dünyadaki en zengin ülkenin kişi başına milli gelirinin en yoksul ülkeninkine oranı 19. yüzyıl sonunda 1/9 iken, 1960 yılında 1/30’a, günümüzde ise 1/60’a yükselmiştir. Son yıllarda gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızları gelişmiş ülkelerin büyüme hızlarının çok üzerindedir. Ancak gelişme hızı çok yüksek olan Çin ve Hindistan bu hızla büyümeye devam etseler bile şu andaki ABD’nin seviyesine ulaşmaları en az 100 yıllık bir zaman alacaktır. Çok uluslu şirketler tarım sektöründe genellikle sözleşmeli tarım uygulamasını tercih etmektedirler. Çok uluslu şirketlerin Afrika, Asya, Okyanusya, Latin Amerika ile Karayipler'deki küresel yayılımı, bu bölgelerdeki sözleşmeli tarım faaliyetleri incelendiğinde daha net görülebilmektedir. Çok uluslu şirketler, dünya çapında 110'un üzerinde ülkede tarımsal üretime farklışekillerde ve yöntemlerde katılmaktadır. Örneğin, 2008'de gıda işletmecisi olanNestlé (İsviçre) 80'den fazla gelişmekte olan ve geçiş ekonomisinde çeşitli tarım ürünlerinin doğrudan tedarikçisi olarak 600.000'den fazla sözleşmeli çiftçiyle çalışmaktadır. Benzer şekilde, çok uluslu bir şirket olan Olam (Singapur) dünya çapında bir sözleşmeli tarım ağına sahiptir. 2008'de çoğu gelişmekte olan 60 ülkede yaklaşık 200.000 tedarikçiden 17 tarımsal ürün tedarik etmiştir. Unilever (Birleşik Krallık/Hollanda) kullandığı hammaddelerin üçte ikisini oluşturan tarım ürünlerini, çoğunlukla gelişmekte olan ülkelerdeki 100.000’den fazla küçük veya büyük ölçekli çiftçilerden sağlamaktadır. Bu küresel oyuncuların yanı sıra diğer çok uluslu birçok şirket bölgesel veya coğrafi olarak seçilen bir modelde sözleşmeli tarımla ilgilenmektedir.

Örneğin, SAB Miller(Birleşik Krallık), Hindistan, Güney Afrika, Uganda, Birleşik Tanzanya ve Zambiya'daki küçük çiftçilere yönelik sözleşmeli tarım programları uygulamaktadır. Bu ülkelerde SAB Miller ile sözleşmeli tarım yapan küçük çiftçilerin sayısı 2000-2001 döneminde 62 iken, 2009 yılında bu sayı 16.829'a yükselmiştir. Bir başka örnek, 2008 yılında Latin Amerika ülkelerinde 3.000'den fazla sözleşmeli tarım tedarikçisine sahip olan Grupo Bimbo (Meksika) 'dır. Wal-Mart (Amerika Birleşik Devletleri) ve Carrefour (Fransa) gibi çok uluslu şirketler, coğrafi olarak seçilmiş bölgelerde sözleşmeli tarım yapan şirketler olarak ön plana çıkmaktadır. Tarım sektörünü kontrol altına almak isteyen aktörler tohum sektörünü, kimyasal ilaç sektörünü ve gübre sektörünü de ele geçirmeyi hedeflemektedirler. Tarım alanında etkin bir aktör olmak isteyen şirketler öncelikle tohum sektörünü kontrol altına almak için gerekli adımları atarak tohum sektöründe hâkim duruma gelmişlerdir. Tohum sektörünü kontrol altına alınca esasen tarım sektörünü de kontrol altına almış oldular. Böylece; tohum sektörü sonradan genetiği değiştirilmiş tohuma zemin hazırlayacak olan ve sayıları 10’u geçmeyen dev şirketlerin kontrolüne geçmiş oldu. Aşağıdaki tabloda dünya tohum piyasasını elinde bulunduran 3 şirketin ciroları ve pazar payları yer almaktadır.

En Büyük Tohum Şirketlerinin Ciroları ve Pazar Payları (2014)
En Büyük Tohum Şirketlerinin Ciroları ve Pazar Payları (2014)

* ABD menşeli tohum ve tarım ilacı üreticisi Monsanto firması 2016 yılında Alman kimya ve ilaç şirketi Bayer tarafından 66 milyar ABD Dolarına satın alındı.

** İsviçre menşeli Kimya ve Tohum Devi Syngenta Şirketi, 2017 yılında Çin Kamu Şirketi Chem China tarafından 43 milyar ABD Dolarına satın alındı.

Dünya tohum piyasasının yüzde 57,1’i toplam 3 şirketin kontrolü altındadır. Monsanto şirketi, yüzde 26,5 pazar payıyla tohumda dünya lideri konumundadır. Monsanto şirketi aynı zamanda dünya ilaç üretimi ve pazarlaması sektöründe de ilk 10 şirket arasındadır. Mevcut konumunu güçlendirmek için hava tahminleri ve tarım sigortası yapan iklim data şirketi Climate Corporation’ı 930 milyon ABD Dolarına satın almıştır. Böylece, Monsanto 60 yıllık iklim verilerine, tarım sigortası yaptıran ve yaptıracak çiftçilerin de bilgilerine sahip olmuştur.

Bu şirketler Fikri Mülkiyet Hakları konusunda da tarım sektöründeki en önemli aktörlerdir. ABD’de, Kaliforniya Üniversitesi ve ABD Tarım Bakanlığı gibi büyük kamu kuruluşları bile tarımsal biyoteknoloji patentlerinin sadece %2’sine sahip iken Monsanto ve DuPont gibi çok uluslu şirketler patentlerin %24’üne sahiptir. F. William Engdahl’ın ‘mahşerin dört atlısı’ olarak adlandırdığı, Monsanto, DuPont (Pionerr), Dow Agro Sciences ve Syngenta şirketleri başta tohum sektörü olmak üzere tarımsal ilaç, gübre, yem ve tarım makineleri gibi birçok sektörde faaliyet göstermektedirler ve faaliyet gösterdikleri sektörlerin büyük kısmında sektörün lideri konumundadırlar. Tarım sektörüyle bağlantılı kimyasal pazarın 2/3’ünü yöneten Syngenta, DuPont ve Monsanto; aynı zamanda dünya tohum pazarının 1/4’üne, genetiği değiştirilmiş tohum pazarının ise neredeyse tamamına hâkim durumdadırlar. Tohumun üretilmesinden ürünlerin satışına kadar olan tüm süreçlerin kontrolünü ellerinde bulunduran küresel şirketler 1990’lı yıllardan itibaren patent piyasasına da girmeye başlamışlar ve birçok bitkinin patentini almışlardır. Bunun hemen ardından tarımsal kimya şirketler ile küçük ölçekli aile tohum işletmelerini de satın almaya başlamışlardır. Bu küresel şirketler, küresel kapitalizmin gereği olarak birleşerek dev tekeller haline dönüşmüşlerdir. Uzun yıllar süren şirket birleşmelerinin ardından, en büyük beş ‘Gen Devi’; Astra-Zeneca, DuPont, Monsanto, Novartis ve Aventis ortaya çıkmıştır. Bu şekilde dünya genelinde gıda tekellerinin oluşması, gıda güvenliğini tehdit eder hale gelmiştir. Çiftçilerin yerini şirketler almaya başlamıştır. Örneğin; Cargill her 5-7 yılda iki kat büyümeyi şirket hedefi olarak belirlemiştir. Ama Cargill’in her 5-7 yılda iki kat büyüyebilmesi için sürekli daha fazla toprağın el değiştirmesi, yani çiftçilerin çiftçilik mesleğini terk etmesi anlamına gelmektedir. Küresel gıda şirketleri aynı zamanda dünya pazarındaki en büyük GDO’lu ürün üreticileri konumundadır. GDO’lu ürün üreticileri, ürettikleri tohumu satarken, Teknoloji Kullanım Anlaşması adını verdikleri kontratın her defasında alıcılar tarafından imzalanmasını zorunlu kılmaktadırlar. Bu kontratlarda, tohumun sadece bir sezonda ürün yetiştirmek üzere kullanılması, başkalarına devredilmemesi ve saklanmaması hususları yer almaktadır.

Merkezi İsrail’de bulunan ve Hibrit tohum üreten Hazera firması, Rehovot Ziraat Fakültesi ile birlikte laboratuvar ortamında geliştirdikleri özel tohumları üreticilere çok yüksek fiyatlardan satmaktadır. Örneğin, Hazera firması tarafından 6 yılda geliştirilen Summer Sun markalı bir kg domates tohumunun fiyatı 350.000 ABD Dolarına yani yaklaşık 9 kg Altının fiyatına denk gelmektedir. Ancak bu domates tohumlarının her bir adedi ortalama 20 kg domates vermektedir.

2014 yılında 100 milyon ABD Doları ve üzerinde tohum ihraç eden 16 ülke aşağıdaki tabloda listelenmiştir. Listedeki 16 ülkeden 11 tanesi Avrupa kıtasında yer almaktadır. Avrupa kıtası dışındaki ülkeler ise ABD, Kanada, Arjantin, Şili ve Çin’dir. Tablodaki ilk 5 ülke toplam tohum ihracatının %55’ini, 16 ülke ise toplam tohum ihracatının%82’sini gerçekleştirmektedir.

100 milyon USD Üzerinde Tohum İhraç Eden Seçilmiş Ülkeler (2014)
100 milyon USD Üzerinde Tohum İhraç Eden Seçilmiş Ülkeler (2014)

2014 yılında 100 milyon ABD Doları ve üzerinde tohum ithal eden 16 ülke alt tarafta yer alan tabloda listelenmiştir. Listedeki 16 ülkenin yarısı Avrupa kıtasında yer almaktadır. Tohum ihraç eden ilk 4 ülke ile tohum ithal eden ilk 4 ülke aynıdır. Sadece sıralamaları değişmiştir. İlk 5 ülke toplam tohum ithalatının %38’ini, tablodaki 16 ülke ise toplam tohum ithalatının % 69’unu gerçekleştirmektedir.

100 milyon USD Üzerinde Tohum İthal Eden Seçilmiş Ülkeler (2014)
100 milyon USD Üzerinde Tohum İthal Eden Seçilmiş Ülkeler (2014)

Aşağıdaki tabloda yerli tohum pazarının tahmini piyasa değerine ilişkin rakamlar yer almaktadır. Buna göre; dünyadaki yerli tohum pazarının %49’u ABD ve Çin’de bulunmaktadır. Bunları sırasıyla Fransa, Brezilya ve Kanada izlemektedir. İlk 10 ülke toplam pazar payının %80’ine sahiptir. Tarım sektöründeki aktörler sayısal olarak az ancak etki olarak hem büyük hem de güçlüler. DTÖ’nün kurulmasını sağlayan ve DTÖ’nün müzakerelerini sürdürenler ve bazı anlaşmaların metnini bizzat kaleme alanlarda yine bu tekel konumundaki küresel aktörlerdir. Bu aktörlerin bu kadar büyük bir güce erişmesi, geleneksel tarımın şirket tarımcılığına dönüştürülmesiyle ve tarımsal üretimin endüstrileşmesiyle mümkün hale gelmiştir.

Seçilmiş Ülkelerde Yerli Tohum Pazarının Tahmini Piyasa Değeri (2013)
Seçilmiş Ülkelerde Yerli Tohum Pazarının Tahmini Piyasa Değeri (2013)

Uluslararası aktörler, yalnızca üretim, işleme, depolama, pazarlama ve tarımsal ticaret aşamalarıyla sınırlı kalmamakta aynı zamanda sektörün ihtiyacı olan tohum, ilaç, gübre ve makine gibi önemli tarımsal girdilerin temini aşamasını da kontrol altında tutmaktadırlar. ADM Co, Bunge, Cargill ve Louis Dreyfus dörtlüsünün dünya tahıl ticaretinin %75-90’ını yönettikleri tahmin edilmektedir. Bu 4 şirket, yalnızca tarım ürünleri ticareti ile yetinmemekte, gıda zincirinin her aşamasında, girdi sağlayıcı, toprak sahibi, hayvan yetiştiricisi, gıda üreticisi, finansör, nakliyeci, altyapı sağlayıcı olarak da faaliyet göstermektedir. Çok uluslu şirketler, dünya çapında birçok ulusal ekonomiden daha fazla ekonomik potansiyele sahiptir ve faaliyet gösterdikleri ülkelerin çıkarlarından bağımsız olarak belirli stratejik kararlar alabilmekte ve aldıkları kararlar doğrultusunda eylem planlarını hayata geçirebilmektedirler. Günümüzün küresel ekonomi dünyasında bu şirketler, ekonomik gücün tam olarak anlaşılabilmesi için çoğu zaman ulusal ekonomilerle karşılaştırılmaktadırlar. Çok uluslu şirketlerin dünya ekonomisindeki rolünü daha iyi anlayabilmek için, dünyada üretilen ürün ve hizmetlerden ihraç edilenler içindeki paylarına bakmak yeterli olacaktır.

Son dönemlerde tarım sektörünün bileşenleri olan toprak ve su gibi kaynaklar ile ticari nitelikteki tarımsal ürünler ticareti, gelişmiş ülkelerin büyük uluslararası şirketlerinin kontrolüne geçmektedir. Örneğin; dünyadaki tahıl, muz ve et ürünlerinin ticareti 3-4 şirketin kontrolü altındadır. Dış ticarette ülkeler ve çiftçiler bu şirketlere bağımlı hale gelmiş durumdadırlar. Tarım sektöründeki üretim sürecinin neredeyse tamamını kontrol altında tutan bu şirketler, doğayla dost olmayan, insan sağlığı için risk taşıyan endüstriyel üretim modelinin insanlar tarafından kolaylıkla benimsenmesi için çalışmalar yapmaktadır. Bu şirketler dünyadaki açlıkla ve yoksullukla mücadele için endüstriyel üretim modelinin gerekli olduğunu, bu model yardımıyla yüksek verimlilik sağlanarak açlığa ve yoksulluğa kalıcı bir çözüm bulunabileceğini iddia etmektedirler. Bu şirketler, yerel üreticilerin ürünlerini ucuza almak için Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Bankası gibi uluslararası düzenleyici kuruluşlar aracılığıyla devletlere ve hükümetlere baskı yapmakta, ürünlerin fiyatının düşük olarak belirlenmesini sağlamakta ve bu düşük fiyattan üreticilerden ürünleri satın almaktadırlar. Son dönemlerde, çok uluslu şirketler bu yöntemi çok daha ileri bir noktaya taşıyarak, oyunun kurallarını bizzat kendileri belirlemeye, az gelişmiş ülkelerdeki üreticileri sözleşmeli üretici konumuna sokarak kendileri için üretmeye mecbur hale getirmişlerdir. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki özelleştirmeler çok uluslu şirketler için büyük fırsatlar içermektedir. Yani uluslararası düzenleyici kuruluşlar çok uluslu şirketler için koruyucu melek görevi görmektedirler. Örnek olarak; Türkiye’de 1980 ve 1990’lı yıllarda KİT’lerin zarar ettiği gerekçesiyle kapatılmak veya özelleştirilmek istenmesinin nedenlerinin başında çok uluslu şirketlere alan açılmak istenmesi gelmektedir.

DTÖ, dünya ticaretinin %95’ini temsil etmektedir. Çok uluslu şirketlerin kendi aralarında gerçekleştirdiği ticaret hacmi dünya ticaretinin %40’ını oluşturmaktadır. Bu şirketler, nüfusun sürekli artması nedeniyle tarım sektöründeki teknolojik gelişmelerle, birim alanda daha fazla ürün alacak şekilde yeni yöntemlerin hayata geçirilmesi gerektiği görüşünü savunmaktadırlar. Ekonomik olarak güçlü olan çok uluslu şirketler, en büyük tarım yatırımlarını Afrika kıtasına yapmaktadır. Afrika kıtasındaki az gelişmiş ülkeler bu yatırımlar için çok elverişli bir ortam oluşturmaktadır. Bu yatırımlar için herhangi bir engelleyici mevzuat olmaması, yasal belirsizlikler, arazi kayıt sisteminin bulunmaması, arazilerin mülkiyetiyle ilgili sorunlar gibi çok uluslu şirketlerin işini kolaylaştıracak büyük fırsatlar mevcuttur. Şirketler bir taraftan büyük yatırımlar yapmakta bir taraftan da birleşerek sektörde büyük bir aktör olmaya çalışmaktadırlar. Örneğin, günümüzde, dünya tahıl ticaretinin %85’ini 6 şirket, gerçekleştirmektedir. Dünya kahve satışlarının %55-60’ını 8 şirket gerçekleştirmektedir. Kakao ticaretinin yüzde 83’ü bu dev şirketlerden 3 tanesinin kontrolü altındadır. Dünya muz ticaretini de yalnızca 3 şirket yönetmektedir. Bu şirketler sadece tarımın ticaretiyle yetinmemektedir. Dünyada tahılı taşımak için gereken tahıl vinçleri, demiryolu bağlantıları, terminaller, mavnalar ve gemilerin idaresinin %80’i dev bir şirket olan Cargill’in kontrolündedir. Bu büyük şirketlerin sektörü bu derece kontrol altında tutuyor olması hem üreticiler için hem de tüketiciler için büyük risk oluşturmaktadır. Çünkü şirketler devletler gibi hareket etmemekte, yalnızca kârlarını düşünerek piyasayı şekillendirmektedirler. Yoksulluğun azaltılması, açlık sorununa çözüm bulunması gibi konular bu şirketlerin gündemlerinde yer almamaktadır. Çok uluslu şirketlerin tarım sektöründe bu derece etkin olması, ülkeler arasında ve ülke içindeki insanlar arasında gelir adaletsizliğinin dahada artmasına neden olmaktadır. IMF tarafından yayınlanan verilere göre, 1981 yılı ile 2013 yılı arasında dünyadaki ülkelerin ortalama büyüme oranı %116 olarak gerçekleşmiştir. Dünya Bankası verilerine göre aynı dönemde yoksulluğun azaltılma oranı ise %76’da kalmıştır.

Uruguay Round
Uruguay Round

Yapılan araştırmalara göre, tarım ve gıda alanında rutin hale gelen krizlerin varlığı ve belirsizliklerin her geçen gün daha fazla hissediliyor olması, çok uluslu şirketlerin tarım sektörüne ilgilerinin artmasına yol açmıştır. Çok uluslu şirketlerin tarım sektöründe bu kadar etkin bir aktör haline gelmesi, uluslararası örgütler eliyle sağlanmaktadır. DTÖ tarafından yürütülen Uruguay Turu sonrası ‘dünya tarım politikalarında, daha az devlet, daha çok piyasa’ ifadesiyle özetlenebilen liberal eğilimler etkili olmaya başlamıştır. Gelişmekte olan ülkeler, DTÖ, DB ve IMF öncülüğünde yürütülen yapısal uyum programlarının bir sonucu olarak devletler, daha az müdahaleci tarım politikalarına yönelmek durumunda kalmışlardır. Devletlerin tarım sektörüne müdahalesinin bu kadar kısıtlanması başka güçlü aktörlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Tarım sektörünün serbest piyasaya terk edilmesi, bu sektörde faaliyet gösteren ve sermaye birikimine sahip olmayan küçük çiftçileri ve köylüleri çok uluslu şirketlerle aynı piyasada rekabet etmeye mecbur bırakmış ve hatta bu kesimlerin bulundukları yerleri terk ederek göç etmelerine neden olmuştur. Bu aynı zamanda tarımsal ürünlerin üretim, tüketim ve fiyatının belirlenmesi gibi stratejik konuların da çiftçilerinin elinden alınıp küresel şirketlerin insafına bırakılması gibi bir sonucun doğmasına yol açmıştır. Finansal raporları incelendiğinde, çok uluslu şirketlerin birçok dünya devletinden daha güçlü bir ekonomiye sahip oldukları görülecektir. Eski adı Dünya Kalkınma Hareketi olan “Küresel Adalet Şimdi”sivil toplum kuruluşunun yayınladığı verilere göre; 2015 yılında dünyadaki en büyük 100 ekonomiden 69’u şirket, geri kalan 31’i ise devlettir. Şirketler, ekonominin belirleyici unsuru haline gelmişlerdir. 2017 yılı verileri kullanılarak aynı yöntemle sıralama yapıldığında ülkelerin ve şirketlerin kendi içindeki sıralaması değiştiği halde en büyük 100 ekonomi içinde şirketleri sayısı 2015 yılında olduğu gibi 69, ülkelerin sayısı ise yine 31 olarak gerçekleşmiştir.

Tarım sektöründe yaygın olarak kullanılan kimyasallar çok az sayıda şirketin kontrolü altındadır. Bu durum özellikle küçük çiftçiler ve üreticiler için büyük riskler içermektedir. Tekel konumunda olan bu şirketler, sektörün ihtiyacı olan tarım ilaçlarını üretmekte ve sektördeki tüm üreticileri kendilerine bağımlı hale getirmektedirler. Sektördeki ürün fiyatları da bu aktörler tarafından belirlendiği için özellikle küçük üreticiler bu durumdan çok olumsuz etkilenmektedir. Örneğin; Hindistan’da son yıllarda küçük üreticilerin banka kredisiyle satın aldıkları tarım ilaçlarından kaynaklı borçlarını bankaya ödeyememeleri üzerine ülkedeki intihar olayları artmaya başlamıştır.

Tablodan görüleceği üzere; en büyük 3 kimyasal ilaç şirketi, dünya pazar payının yüzde 47,3’üne sahiptir. Çin Kamu Şirketi Chem China tarafından 2017 yılında satın alınan Syngenta tek başına toplam pazarın yüzde 24,1’ine sahiptir.

En Büyük Tarım İlacı Şirketlerinin Ciroları ve Pazar Payları (2014)
En Büyük Tarım İlacı Şirketlerinin Ciroları ve Pazar Payları (2014)

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2009 tarihli raporunda yer alan değerlendirmeye göre; 2050 yılında, günümüzle kıyaslandığında %70 oranında daha fazla gıdaya ihtiyaç duyulacağı belirtilmektedir. Bu yüzden ekilebilir alanların genişletilmesi pek olası görünmediği için tarımsal verimliliği artırmayı sağlayacak yeni yöntemler ve tekniklerin geliştirilmesi kaçınılmazdır. Bunu sağlamanın yollarında birisi de daha fazla tarım ilacı ve kimyasal gübre kullanarak tarımsal üretimi artırmaktır. Ancak en fazla tarım yatırımı çeken Afrika kıtasındaki tarımsal üretim süreçleri incelendiğinde, kimyasal gübre kullanımının çok düşük olduğu görülmektedir. 2006 yılında hektar başına sadece 8 kilo kimyasal gübre kullanılmıştır. Buna rağmen kıta genelinde dış tarım yatırımı çeken birçok ülke, tarım bütçelerinin yarısından fazlasını kimyasal gübrelere harcayarak verimliliği artırmaya çalışmaktadır. Bir danışmanlık firması olan Market Line’ın verilerine göre, 2013 yılında toplam 192 milyar Dolar değerinde gübre satılmış ve bu satışın %35’in den fazlası dünyanın en büyük 10 gübre şirketi tarafından gerçekleştirilmiştir. Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü, 2007-2008 yıllarında yaşanan gıda fiyatları krizi sırasında gübre fiyatlarının, petrol ürünleri ve gıda fiyatlarından daha fazla yükseldiğini ortaya koymuştur. 1970 yılında, bir torba gübrenin fiyatı bir torba tahılın fiyatına eşitti. 2011 yılına gelindiğinde ise çiftçiler artık 1970 yılında ürettiklerinden 2,5 kat daha fazla tahıl üreterek bir torba gübre alabilmektedirler.

En Büyük 10 Gübre Firması Sıralaması (2014)
En Büyük 10 Gübre Firması Sıralaması (2014)

Dünyadaki gıda talebine olan artışa bağlı olarak tarım ürünleri ticaretinin de önemi her geçen gün artmaya devam etmektedir. Ancak dünya ticaret hacmi ile tarımsal ürünler ticaret hacminin artış hızı mukayese edildiğinde dünya ticaret hacminin daha hızlı arttığı görülmektedir.

II. Dünya Savaşından sonra dünya ticaretinin serbestleştirilmesi için devletler tarafından sistematik bir çalışma başlatılmıştır. Savaştan sonra BM öncülüğünde ABD’nin Bretton Woods kentinde bir dizi uluslararası toplantı yapılmıştır.Toplantılar sonucunda, savaş sırasında ağır yara almış Avrupa ve Asya ekonomilerini yeniden ayağa kaldırmak, uluslararası ticareti canlandırmak, yatırımları teşvik etmek ve iktisadi ilişkileri geliştirmek için; Uluslararası Para Sistemine geçilmesi kararlaştırılmıştır. Bu amaçla, IMF, GATT ve DB’nin kurulması kararlaştırılmıştır. Bu örgütler, uluslararası tarım ürünleri piyasasının dizayn edilmesinde de aktif rol almışlardır. Nitekim bu örgütler tarafından yürütülen ve tarımsal ürünler ticaretini konu alan uluslararası anlaşmaların en önemli hedefleri arasında, dünya tarımsal ürün fiyatlarındaki istikrarı sağlamak ve üretici ülkelerin gelirini arttırırken, tüketici ülkelere de öngörülebilir bir fiyattan ürün temin etme imkânı getirmek amacıyla tarım ürünlerinin uluslararası ticaretinin serbestleştirilmesini sağlamak gelmektedir.

Yeni tarım sisteminde; çiftçilerin hangi ürünleri yetiştireceğine dolaylı olarak tarım sektöründeki küresel aktörler karar vermeye başlamıştır. Çünkü DTÖ, DB ve IMF gibi örgütlerin eliyle tarım sektörünün kuralları yeniden belirlenmiştir. Bunun bir sonucu olarak; ihracata dayalı büyüme modeli çerçevesinde, çiftçilerin gıda amaçlı ürün yerine ticari değeri yüksek pamuk, kahve, şeker pancarı ve yer fıstığı gibi ihracata yönelik ürünleri yetiştirmeleri teşvik edilmiştir. Böylece küçük işletmesi olan milyonlarca çiftçi, yalnızca gıda amaçlı üretim yaptıkları için bu şekilde küresel rekabet dalgaları içerisinde kaybolup gitmişlerdir. Uluslararası örgütlerin en önemli amaçlarının başında, paraya sahip olarak uluslararası ticareti kontrollü bir şekilde yönetmek gelmektedir. Uluslararası örgütlerin dünya tarım ürünleri piyasasında etkinliğinin artması, küçük çapta üretim yapan çiftçilerin ve tarım sektöründe aktif olarak yer alan devletlerin piyasadan çekilmesi sürecini hızlandırmıştır. Buna bağlı olarak da devletlerin tarım sektörüne yaptığı yatırımlar azalmış, oluşan bu boşluk uluslararası ticarete yön vermek isteyen küresel şirketler tarafından doldurulmaya başlanmıştır.

Sonuç olarak;

Tarımın geçmişi insanlık tarihi kadar eskilere dayanmaktadır. Tarım sektörü bireysel ihtiyacı karşılamak için üretim yapılan geçimlik tarımdan başlayarak bir çok evrelerden geçerek günümüze kadar gelmiştir. Tarımın keşfi, hayatta kalabilmek için sürekli yer değiştirmek zorunda olan insanoğluna toprağa bağımlı olarak yaşama özgürlüğünü getirmiştir. Sanayi devrimine kadar egemen sektör olan tarım, 18. yüzyıldan sonra ülkelerin ekonomik hayatlarında itici güç olmaktan çıkarak bir köprü vazifesi görmeye başlamıştır. İnsanlık tarihi için kritik bir sektör olmasına rağmen doğal koşullara bağlı olması, risk ve belirsizliklerin çok olması gibi nedenlerle yönetilmesi en güç sektörlerin başında gelmektedir.

Dünyadaki ekilebilir tarım arazileri her geçen gün azalmaktadır. Buna karşın dünya nüfusu geçmiş yıllarda hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde artmaktadır. Bundan 100 yıl önce dünya nüfusunun 100 milyon artması için 20 yıl gerekiyorken, bugün ise 1 yılda dünya nüfusu 100 milyondan fazla artmaktadır. Gıda güvenliğini tehdit eden bu artış hızı karşısında ülkeler çözüm arayışı içine girmişlerdir. Bugün itibariyle en makul çözüm olarak sınır ötesi tarım yatırımı gündeme gelmiştir. Son 20 yıllık süre zarfında sınır ötesi tarım yatırımlarında geometrik bir artış yaşanmaktadır.

Dünya nüfusunun gıda talebinin uzun vadede karşılanarak gıda krizlerinin önlenebilmesinde sınır ötesi tarım yatırımlarının etkisine odaklanılmıştır. İklim değişikliğinin olumsuz etkileri, ülkelerin gelişmişlik düzeylerine paralel olarak tüketim kalıplarının değişmesi, nüfusun artması ve ekilebilir tarım alanlarının azalması, tarım arazilerinin biyoyakıt, madencilik, turizm gibi tarım dışı amaçlarla kullanılmaya başlanması gibi faktörlere bağlı olarak ülkelerin büyük çoğunluğunun sınır ötesi tarım yatırımı yapmaya ihtiyacı olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Bu bulgunun desteklenmesi için, ülkelerin ekilebilir tarım arazileri ile nüfusları arasında bir ilişki kurularak bir ülkenin tarım arazisi ihtiyacı/fazlası belirlenmeye çalışılmıştır. Dünya Bankasının 2013 yılı verilerine göre; dünyadaki ekilebilir tarım arazilerinin toplamı dünya nüfusuna bölündüğünde kişi başına düşen ortalama ekilebilir arazi miktarı 0,20 hektardır. Kişi başına düşen 0,20 hektarlık ekilebilir arazi miktarının ideal büyüklük olduğu varsayımıyla; dünyadaki ekonomik büyüklük açısından en büyük 20 ülkenin ekilebilir arazi büyüklükleri ve nüfusu dikkate alınarak sınır ötesi tarım yatırımı ihtiyacı/fazlası hesaplanmıştır.

Sınır ötesi tarım yatırımı faaliyetleri, tarım sektörünün yeniden şekillenmesini, tarım politikalarının revize edilmesini, tarımın ülkeler için ulusal güvenlik meselesi haline gelmesini ve tarım sektöründeki aktörlerin yeniden belirlenmesini zorunlu kılmıştır. Özellikle son iki yılda uluslararası ilişkilerin önemli gündem maddelerinden birisi haline gelen ülkeler arasındaki ticaret savaşlarının kritik başlıklarından birisini tarım ürünleri oluşturmaktadır. Ticaret savaşına girişen ülkeler, tarım ürünlerine yüksek gümrük vergileri getirerek veya tarım ürünlerinin ülkeye girişine kısıtlamalar getirerek karşı ülkelerin ekonomisine zarar vermeyi hedeflemekte, gıdayı bir silah gibi kullanmaktadırlar.

Yüzyıllar boyunca küçük işletmeler ve devletler eliyle yürütülen tarım sektörü son yıllarda çok uluslu şirketlerin kontrolüne geçmeye başlamıştır. Küresel ölçekte büyük oyuncuların sahaya çıkması, küçük işletmelerin ve devletlerin tarım sektöründeki etkinliğinin azalmasına yol açmıştır. Sektörün geleceği, tohumdan ilaçlamaya, pazarlamadan ürün sevkiyatına kadar tüm süreçleri kontrol ve denetim altına alan az sayıdaki şirketin kontrolüne geçmiştir. Dünya genelindeki gıda talebinin artması, gıda krizlerinin tekrarlanma sıklığının hızlanması gibi etkenler tarım sektöründe bilgi teknolojilerinin etkin ve verimli bir şekilde kullanılmasını zorunlu hale getirmiştir. Geleneksel tarım teknikleriyle dünyadaki gıda talebinin karşılanması imkansız hale gelmiştir. Modern ve akıllı tarım yöntemlerine olan ihtiyaç tarım sektöründeki mevcut aktörler olan küçük işletmeler ve devletlerin tasfiyesini hızlandırmıştır. Buna karşın sektörün ihtiyacı olan üretim süreçlerinin hızlı bir şekilde planlanması, koordinasyonu ve yönetilmesi görevini daha kolay ve pratik bir şekilde karşılama kabiliyeti olan küresel şirketler, sektörün yeni aktörleri haline gelmiştir. Yukarıdaki tespitler ışığında; nüfus artışı, ülkelerin refah seviyesini artması, ekonomik gelişmişlik seviyesi ile gıda talebi arasında bir ilişki mevcuttur. Sınır ötesi tarım yatırımı bu çerçevede ülkeler için bir çıkış yolu olarak görünmektedir. Sınır ötesi tarım yatırımlarının gıda talebini karşılama noktasında yeterli olabilmesi için bilgi teknolojileri, ar-ge ve endüstri 4.0 teknolojilerinin desteğiyle sürecin yönetilmesi gerekmektedir.

Sınır ötesi tarımın önemini kavrayan ülkeler, yoksulluğu azaltacak ve gelecek nesillerin gıda güvenliğini teminat altına alacak, sürdürülebilir bir gıda yönetim sistemi kurmayı temel politika olarak benimsemelidir.

Instagramda aramıza katıl!

Gün aşırı paylaştığımız içeriklerimizle Instagram’da üreticileri bir araya getirdiğimiz bir topluluk oluşturuyoruz. Sen de katıl!

SİZDEN GELENLER
ÖĞRETİCİ İÇERİKLER
YARIŞMALAR
KATILMAK İSTİYORUM
Kaynaklar

Serkan SEZEN

Bu yazıya yorum yap.

Önerilen Ürünler

No items found.

Önerilen Ürünler

No items found.

Önerilen Ürünler

Önerilen Ürünler

No items found.

Bunu okuyanlar bunları da okudu...

PAYLAŞ
PAYLAŞ